DOLAR
49,1788
EURO
55,3926
ALTIN
6.571,09
BIST
12.371,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
22°C
Perşembe Çok Bulutlu
20°C
Cuma Açık
23°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C

YOL ENGELSİZ OLUR MU?

 

 

Ne istikrarın ne istikbalin

ne istikametin var;

kıblesizsin!

 

Her kimsen;

varlığın, mevki makamın, para pulun

ölüme çare buluyor mu;

kışı yaza, ilkbaharı son bahara

çevirebiliyor mu?

Hayır, asla.

 

 

Kalbi gibi gözleri, kirpikleri kırılmış;

Dili susmuş, biçare; içe doğru kıvrılmış…

 

Engelsiz yol olmaz! Yollar içinden birini kendine yol seçersin! Yollarda hep bir engel var. Yeter ki direksiyon elinde olsun. Her engel bir kanat takılarak aşılır elbet. Yollarda ol, yolcu ol yeter… Yola güven, yolculuğa güven, yolcuya güven. Ama yollar bir yerde ikiye ayrılır, belki üçe…  Yunus Emre; “Hayat bir üç yoldur. Biri nefse çıkar, kalbi taş eder. Biri mala çıkar, kalbe yük olur. Biri de gönle çıkar, insanı insan eyler” der. Her şey risk, her şey fırsat, her şey mümkün! Ve öyle der Şems-i Tebrizi: “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.”

 

Sağlam bir bardağa rahatlıkla dokunabilirsiniz. Kırılmış bardağa dokunabilir misiniz? Dokunduğunuz yere kırıklar batar, kanatır. Kırılmış insanlar, kırılmış bardaklar gibidir! İnsanlar darbe alıp kırıldıkça keskinleşir, keskinleştikçe daha derine batar, acıtır daha fazla kanatır. Kırılan insanlara yaklaşırken hassas olun, dokunmayın. Kırılmışsa eğer güven tamiri olamaz! Zaten kırılmış yanlarını daha toplayamamış!

Gözlerim dolmadan hikayemi anlatabileceğimi sanmıştım. Olmadı. Yarıya geldiğimde yine gözlerim doldu, ağladım. Anladım ki iyileşmiş olduğum vakit henüz gelmemiş. İncitmiş! Kâmil olsa incitmezmiş. Zayıflıklarımı biliyordu. Bana karşı kullandı.  İncinmişim. Arif olsam incinmezdim. O kapı kapandı diyorum ama hala delikten bakıyorum. Kırılmışım. Yola çıkıyorum. Ayrıldığımda bazı şeylere karşılık yeni şeyler arayacağım…

Her şey yarım, ben de. En son ne zaman kendine bir mola verdin? Yaralarınla, yarımlarınla! Sahi en son ne zaman tuttun elinden, yüreğine şefkatle dokundun, yarım yanını tamamladın? Ne zaman kendinle karşılaştın, kendinle baş başa kaldın, kendinle barıştın? Bir mola ver, saçına rüzgâr, teline güneş değsin! İçindeki boşluklara can gelsin… Her kapı tokmağına vurma, her vurana kapıyı açma; her zaman arama, her arandığında açma. Bazılarının duvarları hiç yok. Bazılarınınki kalın taştan, bazıları incecik, bazılarınınki sırçadan…

Acıdan reçel bile yapılır. Ama yiyen, acıdan yapıldığını bilmediğinden yer. Bir yerde acı çekiyorsan yolculuk zamanı gelmiştir! Bunun için, hayallerini gerçekleştirmek için erken uyanman gerekir. Sonra? Hazırlık yapman gerekir. Yanınıza alacaklarınızla arkada bırakacaklarınıza karar vermen gerekir. Sonra? Yola çıkman gerekir. Hangi yola? İçine doğru, içinden dışına doğru. Bu yolculukta en zor olan, o ilk adımı atman gerekir. Ya sonra? Sonrası taşlara çarpa çarpa su gibi akar işte, yolunu bulur her şey zaten. Sonrasını daha sonra zamanı geldiğinde, en zor sorularla karşılaştığında düşünmen gerekir.

Bu kadar otokontrol niye? İnsanların gözünde annem gibi yahut babam gibi aciz bir insan olmaman için mi? Çıktığı kabuğunu beğenmeyen kestane cinsinden… Nihayetinde gelen acı gerçek; anne yahut baban gibi olmaman için bir erkeğe, babaya yahut bir kadına, anneye dönüşmen… Babam büyük bir acı, annem daha büyük bir acı… Birinde göremediğim öbüründe özlediğim bir acı…

İnsan acısını da gücünü de bilmelidir! Bildiğini usulünce söylemeli bilmediğinde sükût eylemi… İnsanı, yaşı değil; yaşadığı büyütüyor. Her şey bir zamanlamayla ilgili, nerede nasıl davranacağınla ilişkilidir. Ağrı uyumu ya da acıya itaat; beynin bir şey söylüyor, bedenin başka bir şey yapıyor…

 

Mesela omuzlarından atmak istediğin yük mü var? En büyük kırılmışlığın ne? Hayattaki en büyük korkun ne? Henüz gerçekleştirmediğiniz bir hayalin var mı? …

Mesela yorulacaksın diye sırtında hep bir sandalye taşımakla, bir gün destek olacak diye insanları hayatında tutmak aynı şey; yorulduğunda yere, toprağa oturursun, desteği ihtiyaç olduğunda arar bulursun.

 

Su uyur, düşman da pişman da uyumaz. Her hikâyenin iki, üç, beş tarafı var. Bu hikâyede karın yağdığı koca dağ sensin. Ve dağ gibi sağlam durman gerekir. Ama hikâyeler çocukları uyuturken büyükleri uyandırırmış! Sonu nasıl biter, mutlu mutsuz mu bilinmez ama her gönlün hikâyesi kesin kendi gerçeğiyle bitermiş! Hayaller rafa kalkar, herkes kendi gerçeğiyle yaşar şu hayatta. Lakin arkaya dönüp neden diye sormaz insan? Ama neden?

Bazılarını anneleri, bazılarını pişmanlıkları büyütür. Bazıları, bazılarının kefaretini öder, bazıları ödülünü alır; bazıları da hem kefareti öder hem ödülü kaybeder.

Her kimsen; varlığın, mevki makamın, para pulun ölüme çare buluyor mu; kışı yaza, ilkbaharı son bahara çevirebiliyor mu? Hayır, asla. O zaman ‘ağlayanı güldür, düşeni kaldır, döküleni doldur, yıkılanı yap, azalanı tamamla; açı doyur, çıplağı giydir, doğanı büyüt, öleni göm; darda doğru söyle, zulme karşı dur, her şartta eline, diline ve beline sahip ol’ şu bir günlük hayatta. Dün geçti, yarın gelir mi meçhul; gün bugün, hayat bir gün işte.

Bir yanlış, bütün doğruyu götürürmüş! Duruma göre hedef değiştirirsin, yön değiştirirsin, yer değiştirirsin. Ne istikrarın ne istikbalin ne istikametin var; kıblesizsin! Terazi gibisin, nere ağır basarsa oraya inersin; yaban gülü gibisin, rüzgâra göre yön değiştirirsin. Kimi sadece bakar, kimi görür. Kimi sadece öleceği günü bekler, kimi öleceği güne hazır bekler. Sıranı bekle!

 

Benim için canını verene değil, bana canını verene şimdi ihtiyacım var. Onlar, acın neredeyse, seni oraya getirir iyileştirirler. Bu basit bir iş olsaydı onlara ihtiyacım olmazdı; bu iş çok zor.

Yanındakini yurt bilen annelere, babalara, kardeşlere selam olsun…

Mutluluğun ve huzurun asıl sihri sizlersiniz! 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.