Birileri yıllardır birlik olalım,
beraber olalım, birbirimize omuz verelim,
güçlü olalım diye çırpınıyor.
Bazen insanın kendi hâline isyan edesi geliyor.
Ne zaman bir araya gelmeye, birbirimize sahip çıkmaya, ortak değerler etrafında kenetlenmeye ihtiyaç duysak, bir türlü bunu başaramıyoruz. Herkes kendi dünyasında, kendi hesabında, kendi doğrularının peşinde…
Birileri yıllardır birlik olalım, beraber olalım, birbirimize omuz verelim, güçlü olalım diye çırpınıyor. Toplantılar yapılıyor, gönül köprüleri kurulmaya çalışılıyor, fedakârlıklar yapılıyor. Ama ne yazık ki çoğu zaman bütün bu gayretler görmezden geliniyor. Sanki her şeyi halletmişiz gibi davranıyoruz.
Birlik için atılan adımların kıymetini bilmiyor, ortak hareket etmenin gereğini önemsemiyor, birbirimizin elinden tutmak yerine çoğu zaman birbirimizin ayağına basıyoruz. Sonra bir gün düşman bir hamle yapıyor. Bir bakıyorsunuz herkes ayağa kalkmış! Sosyal medyada sloganlar, sert açıklamalar, kınamalar, çağrılar… Herkes vatansever, herkes duyarlı, herkes Filistin dostu!
Peki, güzel de kardeşim, biz bu birlikteliği neden yalnızca böyle zamanlarda hatırlıyoruz?
Neden birileri bizi incitmeden, değerlerimize saldırmadan, ortak hassasiyetlerimizi hedef almadan önce bir araya gelemiyoruz?
Bursa’da Nilüfer Belediyesi’nin Uluslararası Edebiyat Festivali kapsamında İsrail’e destek verdiği belirtilen bir yazarı davet etmesi üzerine yapılan itirazları görüyoruz. Bu itirazların arkasındaki hassasiyeti anlamak, Filistin’de yaşananlara karşı ses yükseltmek elbette önemlidir.
Ancak benim burada dikkat çekmek istediğim başka bir mesele var. Biz bu kadar kolay karşılık bulabilen, bu kadar kolay görmezden gelinebilen bir topluluk olmak zorunda mıyız?
– Keşke birlik olmanın kıymetini böyle olaylardan sonra değil, her zaman anlayabilsek.
– Keşke birbirimizin küçük kusurlarını büyütmek yerine ortak değerlerimizi büyütebilsek.
-Keşke bir arkadaşımızın yaptığı güzel bir çalışmaya destek vermeyi, bir başkasının attığı samimi adıma omuz vermeyi, kendimizden bir şey eksiltmek olarak görmesek.
Unutmayalım ki birlik, herkesin aynı düşünmesi değildir. Birlik, farklı düşüncelere rağmen ortak değerlerde buluşabilme iradesidir. Her meselede aynı fikirde olmayabiliriz. Herkesin yöntemi, üslubu, siyasi tercihi farklı olabilir. Ama söz konusu vatan, millet, inanç, insanlık ve mazlumların hakkı olduğunda birbirimize sırtımızı dönme lüksümüz yoktur.
Biz birbirimizi küçültürken başkaları büyüyor. Biz birbirimizi yalnızlaştırırken başkaları güç topluyor.
Biz kendi aramızdaki meseleleri çözemeyip enerjimizi tüketirken, ortak değerlerimize yönelik her hamle karşısında yeniden toparlanmaya çalışıyoruz. Oysa güçlü olmak için önce birbirimize güvenmeyi öğrenmeliyiz.
Birliktelik, ihtiyaç duyulduğunda aranıp bulunan bir adres değildir. Emek ister, vefa ister, fedakârlık ister. Bazen bir arkadaşının elini tutmayı, bazen kendi düşünceni bir kenara bırakıp ortak akla kulak vermeyi gerektirir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten bir olmak mı istiyoruz, yoksa yalnızca birliğe ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda mı birlikten söz ediyoruz? Çünkü düşman, bizim ne söylediğimize değil, ne kadar güçlü durabildiğimize bakar.
Sosyal medyada atılan binlerce sloganın, gerçek hayatta karşılığı olan bir dayanışmanın yerini tutamayacağını artık anlamalıyız. Birbirimizin emeğine sahip çıkalım. İyi niyetli gayretleri küçümsemeyelim. Bir araya gelmek için davet beklemeyelim. Herkesin kendi mahallesinden çıkıp ortak bir zeminde buluşabileceğini gösterelim.
En önemlisi de birlik çağrısı yapan insanları yalnız bırakmayalım. Zira birlik olmak için düşmanın kapımıza dayanmasını beklersek, belki de iş işten geçmiş olur.
Güçlü olmak istiyorsak önce bir olalım. Bir olmak istiyorsak önce birbirimize sahip çıkalım.
Allah bizi birbirine yük olanlardan değil, birbirinin yükünü alanlardan eylesin. Birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi daim kılsın.