Dünya yeniden kuruluyor…
Sınırlar yerinde duruyor gibi görünse de güç dengeleri sessizce değişiyor.
Küresel sistem, kendi krizlerini üretirken yeni bir düzen inşa etmeye çalışıyor.
Ortadoğu ise her zamanki gibi bu büyük hesaplaşmanın merkezinde…
Ve her ateş yükseldiğinde, her mazlumun sesi boğulduğunda aynı soru yankılanıyor:
“Türkiye ne yapacak?”
Bu soru tesadüf değil.
Bu, tarihin bugüne bıraktığı bir mirastır.
Çünkü Türk milleti, tarih boyunca sadece bir devlet kurmamış;
aynı zamanda bir düzen kurmuştur.
Selçukludan Osmanlıya uzanan o büyük yürüyüşte Türkler;
adaletin taşıyıcısı, mazlumun hamisi, zalimin karşısında duran güç olmuştur.
Bugün ise tablo ağır…
İslam coğrafyası dağınık.
Zengin yer altı kaynaklarına sahip ülkeler, fakir iradelere mahkûm.
Özellikle Körfez…
Petrolün gücüne sahip ama iradenin zafiyetini yaşayan bir yapı…
Servet var, ama dirayet yok.
Para var, ama duruş yok.
Gazze yanarken susanlar…
Mescid-i Aksa kuşatma altındayken sadece açıklama yapanlar…
Kendi koltuğunu korumak için küresel güçlere yaslananlar…
Bunlar tarihin affetmeyeceği bir pasifliktir.
Çünkü bugün İslam dünyasının en büyük sorunu düşmanlarının gücü değil,
kendi içindeki dağınıklık ve teslimiyettir.
Küresel sistem ise tam da bunu istiyor:
Parçalanmış, birbirine güvensiz, refleks veremeyen bir İslam coğrafyası…
Ve bu sistemin içinde bazıları gönüllü aktör, bazıları ise sadece figüran.
Ama bu tablonun dışında bir gerçek daha var:
Türkiye.
Çünkü Türkiye, sadece bir ülke değildir.
Bir hafızadır.
Bir iddiadır.
Bir sorumluluktur.
Müslümanların kılıç olarak görüp güvendiği tek ülke olmasının sebebi de budur.
Bu bir propaganda değil, sosyolojik bir gerçektir.
Bosna’da da böyledir…
Filistin’de de…
Afrika’nın en ücra köşesinde de…
İnsanlar bir çıkış yolu aradığında gözünü Türkiye’ye çevirir.
Ama mesele sadece İslam dünyası da değil…
Bugün Türk dünyası da tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşıyor.
Orta Asya’dan Kafkasya’ya uzanan hat yeniden şekilleniyor.
Enerji koridorları, ticaret yolları, jeopolitik kırılmalar…
Türk devletleri arasındaki bağlar güçlendikçe sadece bölgesel değil,
küresel bir denge unsuru ortaya çıkıyor.
Bu da bazı güçleri rahatsız ediyor.
Çünkü güçlü bir Türkiye, sadece kendi bölgesini değil;
İslam dünyasını ve Türk dünyasını birlikte ayağa kaldırabilecek potansiyele sahiptir.
İşte tam da bu yüzden baskı var…
Algı operasyonları var…
Ekonomik kuşatmalar var…
Çünkü mesele Türkiye’nin büyümesi değil,
Türkiye’nin öncülük etme ihtimalidir.
Bugün Türkiye’nin önünde tarihî bir eşik var:
Ya içine kapanacak…
Ya da tarihinin kendisine yüklediği misyonu yeniden kuşanacak.
Bu kolay bir yol değil.
Bedeli var.
Riskleri var.
Ama unutulmamalıdır ki;
Bu millet, tarih boyunca rahat olduğu zaman değil,
sorumluluk aldığı zaman büyük olmuştur.
Dünya konjonktürünün bize söylediği de budur,
Artık tarafsız kalma lüksümüz yoktur.
Çünkü bu sadece bir güç meselesi değil…
Bu, bir duruş meselesidir.
Ve o duruşun adresi hâlâ değişmedi:
Burası Türkiye.