DOLAR
50,0475
EURO
56,2452
ALTIN
6.621,08
BIST
11.379,31
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
12°C
İstanbul
12°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Az Bulutlu
12°C
Cumartesi Az Bulutlu
12°C
Pazar Az Bulutlu
10°C
Pazartesi Açık
13°C

Tocqueville’lı Yeniden Düşünmek

04.11.2026 18:19 | Son Güncellenme: 04.11.2026 18:26
A+
A-

 

Tocqueville,

demokratik bir toplumun

demokrasi tanımından ziyade

demokrasiyi içselleştirmesini

ve bu yolla sorunlarının üstesinden

gelebilmesinin yoluna

dikkat çeker.

 

Demokrasiyi, toplumun her bir basamağındaki insanların birbirlerine karşı eşitliği olarak ifade eden Tocqueville, 1805-1856 yılları arasında çalkantılı bir siyaset arenasına sahip dönemin Fransa’sında yaşamış ünlü ve bir o kadar da hayran kaldığım bir siyaset felsefecisidir. Demokrasi kültürünün toplumun her kesimince içselleşmesini öngören yaklaşımıyla asırlardır siyaset felsefesinde okunan, tartışılan, üzerinde tezler yazılan biridir. Amerika’ya yaptığı seyahatlerde kaleme aldığı “Amerika’da Demokrasi” kitabı ile adeta Amerikan ve Fransız demokrasi erklerini karşılaştıran yazar, eşitlik ilkesine ayrı bir önem atfederek onu özgürlük kavramından üstün tutmuştur diyebiliriz.

Tanzimatla başlayan Osmanlı aydınlanmasında yurt dışına giden başta Namık Kemal ve diğer münevver aydınların Tocqueville gibi bir siyaset teorisini geliştirememeleri de ayrıca içimde bir ukde olarak kalarak bu yazıyı kaleme aldım. Çünkü her ne kadar edebiyat alanında bir emek sarf etseler de teorisyen bir yaklaşımın olmayışı Namık Kemallerin çabalarını akamete uğratmıştır denilebilir. Hele hele dönemin Avrupasına gidip ve hatta Fransa’sında dergi ve gazete çıkarmakla uğraşmaları ayrı bir tartışmanın konusudur diyebiliriz. Sözgelimi Tocqueville, gittiği Amerka’da gazete ve dergi gibi işlerle değil; belki Fransız siyaset anlayışına yenilik getirecek bir gözlem işine girişmiştir. Bu tartışma, görece yorumlanabilse de Namık Kemallerin çabalarının önemli ancak eksik olduğunu belirtmek gerekir.

Tocqueville, Amerikan demokrasisinde demokrasinin önemine değinirken Fransa’nın artık ayakta duramayacak siyasal anlayışlarını da masaya yatırır. Ona göre demokrasi erkinin denge unsurları vardır. Başta basın olmak üzere sivil örgütlenmelerin ve hatta yargının denge unsuru özellikleri üzerinde durur. Öyle ki ona göre azınlığın iktidarını ifade eden demokrasinin denge unsurlarının olmayışı, azınlığın diktatörlüğüne götürür. Bu nedenle “demokrasinin sağlam ayaklarının olması, onu yaşatacak denge unsurlarına ihtiyaç var.” der.

Aristokrat bir ailenin çocuğu olarak burjuvazinin güçlenmesini, aristokrat sınıfını hiçe saymasını yaşadığı dönemde acıyla deneyimleyen Tocqueville, Fransız toplumunun sınıflar arası yaşanan bu gerginliğin çözümünü karşılıklı bir ilişkinin kurulmasında bulur. O, temelde demokrasinin anlam dünyasını irdeler. Buna karşılık burjuvaziye karşı giderek güçlenen ve hatta sivilleşen kiliseye de ayrı bir önem atfeder. Sözgelimi kilisenin kölelerden de rahip ve rahibelere kapı aralaması sivilleşme hareketi olarak ifade ederken bunu aynı zamanda bir burjuvaziye karşı kazanım olarak da görür.

Ona göre Amerikan toplumundaki gibi bir demokrasinin Fransa’da uygulanabilirliği mümkündür. Eşitlik ilkesinin toplumda içselleşmesi, 17. Yüzyılda Avrupa burjuvazi ve soylularının baskıcı rejimlerinden kaçıp Amerika kıtasına sığınan göçmenlerce yenidünya sınırlarına tam uygulanmasını ifade eder. Dolayısıyla bu anlayış, kanlı bir devrim süreci olmadan toplum nezdinde benimsenmiş bir durumdur. Buna karşın Fransa’da önlenemez bir yönetimin veyahut bireyciliğin ve kontrolü mümkün olmayan bir demokrasinin varacağı yer korkunç bir baskı rejimidir. Nitekim dönemin Fransa’sında Bourbonlar, bunları halka yaşatmakta idi. Alt sınıfın ticari olarak kral ve soylulara karşı güçlenmesini ve fikri özgürlüğün artıp edebiyat ve sanatın güçlenmesini bireycilik olarak yorumlarken kralın sınır tanımaz özgürlüğünü ise felaket diye tanımlar Tocqueville. Bu çözümlemesini İslam özelinde düşündüğümüzde dönemin Medine toplumunda parayı elinde bulunduran Yahudi toplumuna Kur’an’ın eleştirilerini tarafsız düşünen Müslüman kafa pekâlâ idrak edebilmektedir ki maddi güç kontrolünü elinde bulunduran Yahudilerin kıramayacağı zincir bulunamamaktadır. Bunu kırmanın yegâne yolu ise faizin (ribanın) yasaklanması olarak görür İslam.

Tocqueville, çoğunluğun elde ettiği iktidarın kuvvetler üzerindeki baskıya dikkat çeker. Sözgelimi çoğunluğa göre dizayn edilen yasama, diğer kuvvetlere baskı aracına dönüşebilir. Ve hatta yürütmenin yasamanın baskısı altında kalınmasına, iş göremez hale gelmesine sebep olmasına dikkat çeker. Bu durum, “demokratik toplum yapısının denge ve fren mekanizmasının kilitlenmesine sebep olur.” der.

Özetle Tocqueville, demokratik bir toplumun demokrasi tanımından ziyade demokrasiyi içselleştirmesini ve bu yolla sorunlarının üstesinden gelebilmesinin yoluna dikkat çeker. Çünkü çoğunluğun denge politikasından uzaklaşması, yasal bir istikrarsızlık doğurur. Bu durum, yasamanın sağlıklı icrasını engellediği gibi kamu görevlilerinin keyfiliklerine zemin oluşturur.

Tocqueville ile ilgili yazı serimiz devam edecektir…

 

İletişim: Hakan IŞIK

                [email protected]

 

 

Kaynakça

  • Alexis De Tocqueville, (2016). Amerika’da Demokrasi (Çev. Seçkin Sertdemir Özdemir), İletişim Yayıncılık, İstanbul.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.