Annem bizi bırakıp gidiyordu.
Benim haberim olmadan gidiyordu.
Ben onu göremeden, vedalaşamadan gidiyordu.
Kara bulutların şehrin dört bir yanını sardığı bir zamanda yetimhanenin bahçesinde oturmuş arkadaşlarımla sohbet ediyorduk. Birazdan yağmur yağacağını bekliyormuş gibi bir eda vardı üzerimizde. Kimimiz geçmişinden kimimiz hayallerinden bahsederken bir yandan da tatlı gülümsemeler saçıyorduk dört bir yanımıza. Derken sürücüsünün acelesi hareketlerinden belli olan eski bir Ford minibüs yetimhanenin bahçesine girdi. Ardından yükselen toz bulutu, göğe doğru uzayan bir ağıtı andırıyordu. Yaklaştıkça nedense endişelerim artıyor, herkes gibi merakla bakıyordum. Minibüs bizi fark etmiş gibi direksiyonu bizim yöne kırmıştı. Bir süre öylece yanımıza gelmesini bekledik. Yanımıza geldiğinde şoförün Mehemedê Êmo olduğunu anlamıştım. Başını camdan çıkarıp “Müdürün nêrde oğlım?” dedi. Hoş geldiniz diyemeden afalladım bir an. Sonra durumu toparlayarak müdürün odasının bulunduğu yeri gösterdim. Araçtan inen Amcam Şirkaye Heci Ehmed, elimden tutup araca bindirdi beni. Sonrasında o da müdürün odasının bulunduğu yöne doğru ilerledi. Araca adımımı attığım an herkesin suskunluğu dikkatimi çekmişti. Çünkü ilginçtir ki araçtakilerden hiç kimse konuşmuyordu. Herkes derin bir endişe içerisinde idi. Kimi beni süzüyor kimi etrafa bakınıyor kimisi de amcamın gelmesini bekliyordu. Ancak bir sorun olmalı ki arka koltukta oturan Halam Nazimeya Heci Ehmed, durmadan ağlıyordu. Ne benimle konuşuyor ne de kimseye bir şey diyordu. Yüzünü başka tarafa çevirmiş, sessizce ağlıyordu. Bir anlam veremiyordum olan bitene. Küçüktüm ve anlamsız da geliyordu bana olanlar.
Sonra Amcam Şirkaye Heci Ehmed araca döndü. Mehemedê Êmo, arabaya bindiği an araba, okun yaydan çıkışı gibi ileri fırladı. Bizler, aracın ani hareketi ile yerlerimizden sarsılmıştık. Amcam Şirkaye Heci Ehmed garip bir tavır içerisinde idi. O da herkes gibi dışarı bakıyor, hüznünü saklamaya çalışıyordu. Ben, yetimhaneden kurtulmanın sevinci ile meşgul idim. Çünkü sevmiyordum burayı. Ayrılmanın mutluluğuna rağmen gözüme ilişen başka bir şey daha vardı. Araçta her zaman çalınan şarkılar da çalmıyordu. Acaba teyp bozuk mu diye düşünüyordum. Çünkü Mehemedê Êmo onca yaşına rağmen müziksiz yapamıyordu. Aracın teybinin bozuk olmadığını Mehemedê Êmo’nun torpidoya elini uzatırken yanlışlıkla teybe bastığını, açılınca teybi hızlıca kapatmasından anladım. Peki ya sorun neydi? Bütün bu olanlar neyi saklamanın gayreti idi?
Zihnimde bu sorulara cevap aramaya çalışıyor, bir yandan da köye varmanın merakıyla tutuşuyordum. Annemi görecek, ona bir kez daha kavuşacaktım. Cennetin kokularından daha güzel olan kokusunu içime çekecek, nasır tutmuş ellerine dokunacak, bir sürü işinde ona yardım edecektim. Yolculuk boyunca kulaklarım eski bir Ford minibüsünün inleyen motor sesiyle doluştu. Onca yola rağmen araçta kimsecikler konuşmadı. Büyüklerimizin sohbetiyle nasıl bittiğini anlamadığımız yolculukları özlemenin acısını çekmiştim. Ne var ki eziyete bürünen bir zaman diliminden sonra evimizin göründüğü patikadan köye doğru evrildik. Evimizin önü, mahşer kalabalığını andırıyordu. Anlam verecek halde değildim. Sekiz yaşında bir çocuğun anlayabileceği bir şey de değildi sanırım.
Minibüs her adım attıkça içime kurtlar düşüyor, endişelerim artıyordu. Evimizin avlusunun bunca insanı ağırlaması bayram veya seyran zamanında bile olağan değildi. “Peki, neydi orada olanlar?”, diyor; yolculuk boyunca tek kelime etmeyen Amcam Şirkaye Heci Ehmed’e soru sormaya çekiniyordum. Minibüs evin önünde durduğunda ise araçtakilerin hıçkırıklar içinde bana sarılarak dışarıya çıktıklarına şahit oldum. Neye uğradığımı şaşırarak ellerinden kurtulmaya çalışıyor, birisinin bana açıklama yapmasını bekliyordum. Sonra evimizden bir tabutun çıktığını gördüm. Kolu komşu tabutu sırtlamış, taşıyor; başta Babam Cemilê Heci Ehmed ve kardeşlerim ise ağlayarak takip ediyordu. Hele küçük kardeşimin “Anne… Annemi verin bana!” deyişini unutamıyorum. Orada öylece donakaldım. Annem bizi bırakıp gidiyordu. Benim haberim olmadan gidiyordu. Ben onu göremeden, vedalaşamadan gidiyordu. Dudaklarım ezilip bükülürken gözlerimden dudaklarıma doğru yaşların aktığını hissediyordum. O güne kadarki yetimhanede hayatımda hep annesiz idim ama gerçek annesizliğin ne demek olduğu bugünden itibaren anlayacaktım. Hiçbir şey yapamadan olanları izledim. Bütün köy, mezarlığa aktığı halde ben yerimden kımıldayamadım. Ağlıyordum evet ama sessiz ve kimsesiz…
Onlar iyice uzaklaşınca evimize girdim. Annemi aradım. Kıyafetlerine, mutfak malzemelerine, gördüğüm her eşyaya annemi sordum. Konuşmuyorlardı. Arabada amcamların konuşmadığı gibi. Aklımı yitirdiğimin bile farkında değildim. Annemin kokusunun beni götürdüğü her yere bakıyor, ona sesleniyordum. Sonra eve gelen bir komşumuz bana sarılarak ağladı. “Annem, nerde teyze?” dedim. Gözlerinde yaşla karışık “Annen öldi oğlım…” dedi. Ölümün ne demek olduğunu bilsem de annemin ölümünün ne demek olduğunu zamanla anlayacaktım. Elimden tuttuğu gibi mezarlığa götürdü. Herkes ağlıyordu. Annemin mezara indirilişini gördüm. Bembeyaz bir kefen içerisinde… Üstüne acımadan toprak atmaya başladılar. Anlamsızca izlemeye devam ediyordum. Oradakilerin içinden bağırarak mezara doğru koşan kardeşim “Annemin üstüne neden toprak atıyorsunuz?” diyordu. O dedikçe herkes ağlıyordu.
Mezarlıktaki işlemler bitince herkes bizi orada bırakıp köye döndü. Babam Cemilê Heci Ehmed’in ilk kez ağladığını gördüm. Mezarın başına oturmuş, için için ağlıyordu. Sonra acımasız günler bir bir kapımızı çalmaya başladı. Kardeşim her gece uyanıp “Anne… Anne nerdesin?” diye ağlıyordu. Bense o uyuyana kadar evimizin tavanındaki kütüklerini tekrar tekrar sayıyordum. Kaç gecemi kütüklerin sayısını zihnime kazıyarak uyudum. Her gece, annemin evimizdeki kokusunu içime çekerek ve onun başköşede yer aldığı hayaller kurarak uyudum.
Şimdilerde terk edilmiş, harabe bir eve dönmüşüm. Dışım harabe, içim hatıralarla dolu… Ve ben her anılarla dolu geçmişimi hatırladığımda yüreğimdeki yarayı kaşır gibi iyileşmesini engelliyorum. Bunu yaparken acı çekiyorum ama buna bir türlü çare bulamıyorum…
İletişim: [email protected]