“Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden,
dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden,
tenimin kötülüğünden sana sığınırım”
Ancak Allah’ı Ananların Kalpleri Huzur Bulur!
“İnkârcılar, “Ona rabbinden bir mûcize indirilseydi ya!” diyorlar. De ki: “Allah dilediğini saptırır; kendisine yöneleni de gerçeğe ulaştırır. Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.” (Ra’d; 13/27-28)
Yollar belli, ikiye ayrılır; biri iyi, güzel ve doğru yol; iman ve hidayet yolu, diğeri kötü, çirkin ve sahte yol; inkâr ve küfür yolu. Hiçbirine mecbur değilsiniz; özgürsünüz. Lakin siz hangi yolu tercih ediyorsunuz; siz hangi yolun yolcususunuz? Allah sizi, kendi iradeniz ve tercihinizle baş başa bırakır; tercihinizin sorunluluğunu sadece size bırakır. Ya kendinizi aklıselim, kalbiselim, zevkiselim ile kendiniz yönetirsiniz yahut hızınıza, hazzınıza, nefsin süfli arzusuna; duygularınıza göre yönetilirsiniz. Tercih size aittir; tercihin sonucuna mahkûmiyet de yine sadece size aittir.
Nitekim Allah (cc); yukarıda 27. ayetin son cümlesinde doğruyu arayıp ona yönelenleri yani tercihlerini iyi, güzel ve doğru yol; gerçeğe ulaşanların yolu, iman ve hidayet yolunu haber vermekte; 28. ayette ise doğru yolu tercih edenlerin özelliklerini bildirmektedir. Ayetin bağlamı dikkate alındığında Allah’ı zikretmekten maksadın ise Kur’an olduğu düşünülebilir. Zira bir önceki ayette inkârcıların kabul etmedikleri şey Kur’an’dı; buna karşılık müminlerin gönüllerini huzura kavuşturan zikir ise yine Kur’an’dır. Çünkü birçok yerde Kur’an’ın adı “zikr” olarak geçmektedir (bk. Hicr 15/9; Nahl 16/44; Enbiyâ 21/50; Fussılet 41/41 vd.). Bununla birlikte “zikr” mastar olarak “anmak” manasına gelir; ayette bu mananın, dil veya kalp ile Allah’ın anılmasının kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. İki anlam birlikte düşünüldüğünde Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler, Allah’a ve Kur’an’a -samimiyetle, hassasiyetle, ciddiyetle, adaletle, teslimiyetle ve marifetle- inanan, Kur’an’ı okumak, Allah’ın adını anmak ve gereğini yapmakla; duygunun merkezi olan kalpleri huzur, ruhları sükûnet, bedenleri rahat bulan kimselerdir.
Kalp Sağlıklıysa Vücut Sağlıklıdır!
“Sizler hiçbir şey bilmez bir durumdayken Allah sizi analarınızın karnından dışarı çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler, kalpler verdi.” (Nahl, 16/78)
Bu ayette geçen “kalp”, Türkçedeki “gönül” manasının yanında, özellikle eski kaynaklarda, bilgi kavramıyla ilgili olduğu konumlarda “bilme ve kavrama gücü, akıl” (Râgıb el-İsfahânî); “bilgi melekesi” (Taberî) anlamında kullanılmaktadır. Bahsi geçen ayette insanın doğuştan gelen başka eksiklikleri olduğu halde, özellikle “hiçbir şey bilmez” oluşuna dikkat çekilmesi, “kulaklar, gözler, kalpler (akıllar)” verildiğinin hatırlatılması; insanın en değerli özelliğinin “bilgi ve düşünme” kapasitesi olduğuna ve bu nimete şükredilmesi gerektiğine işaret etmesi bakımından anlamlıdır.
Allah Resulü (sas), “Bilin ki, her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu, yapılmamasını istediği haramlardır. Bilin ki, vücutta öyle bir organ vardır ki o sağlıklıysa tüm vücut sağlıklı demektir. Fakat o hastaysa tüm vücut hasta olur. Bu organ kalptir” (M4094 Müslim, Müsâkât, 107) buyurmaktadır. Ebû Hüreyre’nin kalbi, ordusunun başındaki bir sultana benzeterek tasvir etmesi bu hadisin bir bakıma açıklaması gibidir: “Kalp sultandır ve onun orduları vardır. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur. Sultan kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultanın tercümanıdır. Eller kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler (kendisine yönelen tehlikeleri bertaraf eden) tuzaklarıdır. Akciğer (hayatın kaynağı) nefestir. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur, sultan kötü olursa askerleri de kötü olur.” (MA20375 Abdürrezzâk, Musannef, XI, 221).
Ebû Hüreyre (ra); hadisin açıklamasına dair metaforuyla vücudun sultanı olarak tayin edilen kalbin, istikamet üzere olmasının önemini vurgulamaktadır. Zira ancak kalbin istikamet üzere olması ile tüm organlar, kendilerine düşen görevlerini en güzel şekilde yerine getirebilecektir. Yine konuya ilişkin Peygamberimizin sahabelerine, organlar arasındaki ilişki bağlamında öğrettiği bir duada; “Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden, tenimin kötülüğünden sana sığınırım” denilmektedir.
DEVAM EDİYOR…