Duyguların yönetimi meselesi,
sadece psikolojik bir mesele değil;
aynı zamanda iman, irade ve
kulluk meselesidir.
Ve duygular! Yirmi altı çeşit duygudan bahsediliyor. Bunların on üç tanesi iyi, güzel ve olumlu; on üç tanesi kötü, çirkin ve olumsuz duygular. Duygu doğal bir tepkidir, dışa haber ulaştıran bir postacı gibidir; bazen iyi, güzel ve olumlu haber bazen kötü, çirkin ve olumsuz haber getirir. Bunlardan yedi tanesi yüze jest, mimik vs. olarak yansıyorken diğerleri ya dolaylı yansıyor yahut hiç yansımıyor. Mesela kıskançlık yüzümüze yansımıyor; belki öfke, küçümseme, tiksinme, alay etme olarak yansıyabilir.
Biz mi duyguları yönetiyoruz yahut duygular mı bizi yönetiyor?
Duygular iç dünyamızdan dış dünyaya haber getiren birer postacı; bazen iyi haber getirir bazen kötü bir haber. İç dünyamızdan dış dünyamıza bir postacı gibi duyguların getirdiği habere odaklanır; haberleri okur, düşünür, anlar ve hayat amaçımıza uygun aklıselim, kalbi selim ve zevkiselim ile doğru karar verirsek duyguları yönetmiş oluruz. İç dünyamızdan dış dünyamıza haber getiren postacıya, yani hissettiğimiz duygulara odaklanır; duyguları okur, düşünür, anlar ve duygulara göre hareket edersek; duygular bizi yönetmiş olur. Bulunduğumuz duruma göre, mesela üzüntü hali yahut mutluluk hali hissettiğimizde bu bize verilen bir mesajdır. Bulunduğumuz duruma göre, hayat amacımıza göre bu duyguları aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim ile okuyup iyi, güzel ve doğru bir hareket tarzı geliştirmek gerekir. Geçmişten geleceğe uzanan, ölümle devam eden bu yolculukta, şu an verilecek her karar hayatı doğrudan etkiliyor. Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, duyguların verdiği mesajı doğru anlayıp uyguladığınızda, duygularını yöneten iyi, güzel ve olumlu bir adam; getirilen haberi ıskalayıp, mesajı getiren duygulara göre hayatı yönettiğinizde, duyguları tarafından yönetilen bir adam olursunuz.
Mesela herkes çok şey istiyor, her şeyi istiyor; ancak çok az kişi istediklerine ulaşıyor. İstediklerine ulaşanlarsa duygularını yönetebilen insanlar oluyor. Onlar, duyguların getirdiği haberleri, hayat amaçlarına uygun analiz, sentez ve değerlendirme yaptıktan sonra uygulayanlardır. Hayat başarısını ve standardını herkes yükseltmek istiyor; çok azı istediğine ulaşıyor. Çoğu istiyor fakat sahip olamıyor. Çünkü istediğini değil, hissettiğini çekiyor. Verilen mesajı okuyamıyor, mesaj getireni okuyor, mesaj getiren duygu acı, elem, hüzünse acı çekiyor, kedere boğuluyor, hüzünleniyor; mesaj getiren duygu huzur, sevinç, coşkuysa seviniyor, mutlu oluyor, coşuyor; anlık yaşıyor, çöküyor yahut yükseliyor ancak hayal ve hedefine günün yahut ömrünün sonunda ulaşamamış oluyor. Duyguları yönetmek, bu anlamda çok değerli, çok kıymetli, çok önemli. Duygular anlık değişiyorsa; sabah hüzünlü, öğlen üzüntülü, akşam çoşkulu, gece kederli ise; duygular inişli çıkışlı bir iyimser, bir kötümser ise duygulara göre hareket ediliyor demektir. Hüzün de üzüntü de coşku da keder de hayatın olağan akışı içinde, insani bir duygudur; biz duygularımızı yöneterek hayat amacımıza, hedefimize adım adım her şeye rağmen ilerlemek zorundayız.
Duyguların yönetimi meselesi, sadece psikolojik bir mesele değil; aynı zamanda iman, irade ve kulluk meselesidir. Nitekim Kur’an, insanın iç dünyasındaki bu gelgitlere dikkat çeker ve bir denge noktası gösterir: “Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın! Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever. Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmrân; 3/133-135)
Kızmak/kızgınlık insani ve geçici bir duygusal tepkiyken şayet öfke/hiddet kontrol edilemediğinde ve/ya yönetilemediğinde bir felakete dönüşen, şiddetli, yıkıcı ve ikincil bir duygu durumudur. Bu ayette geçen “öfkesini yenerler” ifadesi, duyguların bastırılması değil; yönetilmesi gerektiğini anlatır. Çünkü iyi/kötü duygular insana verilmiş ve doğru yönetilmesi gereken birer emanettir. Asıl mesele, o emanetin sahibine yakışır şekilde kullanılmasıdır.
Bu ayetlerde takva (sorumluluk) sahiplerinin nitelikleri anlatılmıştır: bir; bollukta ve darlıkta Allah yolunda infak ederler, yani mallarını iyilik yolunda harcarlar, iki; bir kötülük veya kendilerine zulmetme manasında bir günah işlediklerinde hemen Allah’ı anar ve günahlarına tövbe ederler, yaptıklarında ısrar etmezler, üç; öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını bağışlarlar. Ayetin tasvirine göre insanlardaki takva duygusu bu konularda da etkili olmakta ve olaylar karşısında öfkeyi yenmelerini ve insanları bağışlamalarını sağlamaktadır.
Takvadan kaynaklanan hasletleri taşıyanlar ve gereğini yerine getirenler Allah katında sevilen kimselerdir. Allah ahirette onların mükâfatını verecektir (bk. Ebû Dâvûd, “Edeb”, 2-3; Müsned, III, 440). Hz. Peygamber buyurmuşlardır ki: “Asıl pehlivan güreşte rakibini yenen değil kızdığı zaman öfkesine hâkim olan kimsedir” (Buhârî, “Edeb”, 76, 102; Müslim, “Birr”, 107, 108). Burada güç, fiziki bir üstünlük değil; duygu karşısında iradenin galip gelmesi olarak tanımlanır. Yani insanın en büyük zaferi, başkasına değil; kendi iç dünyasına karşı kazandığı zaferdir. Bu insanın nefsiyle olan mücadelesidir; büyük cihadıdır.
Sert mizacıyla bilinen Hz. Ömer, devlet başkanı olarak halkın arasında dolaşırken birisi ona ağır sözler söyler. Çevresindekiler adamı cezalandırmak ister. Fakat Hz. Ömer durur, öfkesini yutar ve şöyle der: “Bırakın onu. O ya doğru söylüyor, kendimi düzeltmem gerekir; ya da yalan söylüyor, affetmem gerekir.” Bu sözler, duygunun getirdiği ilk tepkiyi değil; aklın ve kalbin süzgecinden geçmiş bir iradeyi gösterir. İşte bu, duyguları dengeli yönetmenin somut hâlidir.
DEVAM EDİYOR…