DOLAR
49,3322
EURO
55,0758
ALTIN
6.610,63
BIST
12.150,67
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Salı Hafif Yağmurlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
19°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Yağmurlu
15°C

BİZ Mİ DUYGULARI YÖNETİYORUZ YAHUT DUYGULAR MI BİZİ YÖNETİR?            _ 2 / 6

20.05.2026 09:34 | Son Güncellenme: 20.05.2026 13:13
A+
A-

 

 

Özetlemek gerekirse;

it bizi ısırdı diye biz de iti ısırmayız.

İt itliğini yapar.

Onun yolu ayrı, bizim yolumuz ayrı.

 

 

Vesvese İnsanı Zorlayamaz Fakat Oyunlarıyla İkna Edebilir!

“De ki: “Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!”  (Nâs; 114/ 1-6)

“Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak da âhirete inanmayanların kalpleri ona (o yaldızlı sözlere) kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri kötülüğü bundan böyle de işlemeye devam etsinler.” (En’âm; 6/112-113)

Bu ayetlere birlikte bakıldığında, yazının bütünlüğü açısından şunlar söylenebilir: İnsanın ve cinlerin yaratılışında hem iyilik hem kötülük yapabilme kabiliyeti vardır. Ve bu varlıklar kendi cinsinden olanları doğru yoldan çıkartabildikleri gibi kötülüğü seçen cinlerin insanlara yaldızlı manipülatif sözlerle olumsuz etkileyebilmektedir.

Bahsi geçen ayetlerde, cin ve insan şerrinden Allah’a sığınmayı isteyen emir, belirsiz bir kaynaktan veya içimizden gelen arzu, duygu ve düşünceler karşısında uyanık olmayı; bunları aklıselim, kalbiselim, zevkiselim, vicdan ve dinî değerler süzgecinden geçirmeyi de içermektedir.

Son ayette insanları aldatmaya, duygularını kontrol altına alarak doğru yoldan uzaklaştırmaya çalışan gözle görülen insan ve görülmeyen cin şeytanları vardır. Gözle görülen/görülmeyen bu şer güçler, duyguları yanlış yönlendirerek; hakikati bilip saptırarak, başkalarını yanıltarak, kötülüğü teşvik ederek insanı kötülüğe sürükler. Bu kötülük abidesi odaklar, gerçeklik ve değer ölçülerini kaybetmiş, kendilerini nefsani haz ve arzuların akıntısına kaptırmış; bu manada kötülüğün esiri olmuş, temiz fıtratını kirletmiş, gözle görülen ve görünmeyen kötülük ve sapkınlık davetçisi olmuş varlıklardır. Kötülük sembolü olan bu varlıkların, insan üzerindeki etkisini psikolojik yolla gerçekleştirdiği düşünülmektedir.

Ve yine her iki ayet birlikte değerlendirildiğin vesvese sadece “görünmeyen varlıklar” tarafından değil, aynı zamanda insanlar tarafından da üretilir ve aktarılır niteliktedir. Bu manada belki vesvese insanı zorlayamaz fakat oyunlarıyla ikna edebilmektedir.

 

 

İt Bizi Isırdı Diye Biz De İti Isırmayız!

Bir kimse, yolda yürürken ayağı bir çukura takılıp düşse kimi suçlar? Ya kendini suçlar ya çukuru kazanı. Akıllı bilge bir kimse ise ne yapar? Bilge insan; “öz farkındalık ve sorumluluk” kavramları gereği; “çukuru kazan işini yapmış, ben ise yoluma bakma işimi eksik yapmışım. Hata, gözü olup da önünü görmeyendedir” der ve hatayı önce kendinde arar. Bilge insan, dünyayı bir sebep-sonuç ilişkisi içinde görür. Çukurun kazılmış olması bir dış etkendir; düşmekse bu dış etkenle kurulan temasın bir neticesidir. Şikâyet etmek yerine durumu analiz eder ve yeniden değerlendirir: “Çukur olmasa düşmezdim fakat bakmasam da düşmezdim. Önemli olan hatanın kimde olduğu değil, düştüğüm yerden nasıl kalkacağını bilmektir” der ve yürümeye devam eder. Eğer bilge, ‘hata kimde?’ sorusunu bir düzeltme vesilesi olarak sorup, bir toplumsal ders olarak ele alıyorsa duruma “adalet” ile şöyle bakar: “Benim hatam dikkatsizliğimdir, çukuru kazanın hatası ise başkasının yoluna engel koymasıdır. Ben dikkatimi, o ise merhametini tamir etmelidir.” Tasavvufi açıdan bir “basiret” meselesi olarak duruma bakıldığında ise “ayağı takılanın suçu ise gerçeği çukurda araması; böylece hakikati gölgelemektir. Yolcu uyanık olmalıdır ki yolun zahmetinden şikâyet etmesin.”

Dikkatli yürümeyle alakalı Hz. Ömer’in Übey bin Kâb diyaloğu bu noktada önemlidir: Hz. Ömer takvayı sorduğunda, Übey bin Kâb “Dikenli bir yolda yürüdün mü?“ diye sormuş, Hz. Ömer “Evet” cevabını verince, “Elbiseni topladın ve dikenlerin sana zarar vermemesi için dikkat ettin, işte takva budur” demiştir.

Bir bilge insan, parmağıyla başkasını işaret edip suçlamak yerine, “öz farkındalık, sorumluluk, adalet, basiret” kavramları gereği önce kendini sorgular. Çünkü başkasının kazdığı çukuru kontrol edemezsiniz fakat kendi adımlarını kontrol edebilirsin; yola, yoldaki yürüyüşüne dikkat edebilirsin. Sonra ise çukuru kazanı sorgularsın.

Özetlemek gerekirse; it bizi ısırdı diye biz de iti ısırmayız. İt itliğini yapar. Onun yolu ayrı, bizim yolumuz ayrı.

 

DEVAM EDİYOR…

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.