Osmanlı,
Şam’ı bir eyalet olduğu için değil,
Anadolu’nun kilidi olduğu için
ayakta tuttu.
Halep’i ticaret için değil,
Anadolu’nun nefesi olduğu için
korudu.
“Anadolu Savunma Hattı Olur.”
Tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Savunma hattı, kapıda kurulmaz.
Savunma hattı, ileride kurulur.
Kapıya gelmiş bir tehdit, artık savaş değil; gecikmiş bir kabulleniştir.
Bugün Suriye’de olan biteni “komşu ülkedeki kriz” diye okuyanlar,
yarın Anadolu’yu “son kale” diye anlatmak zorunda kalır.
Çünkü Suriye düştüğünde mesele, bir devletin yıkılması değil;
Anadolu’nun öne çekilmiş güvenlik kuşağının çökmesidir.
Osmanlı, Şam’ı bir eyalet olduğu için değil,
Anadolu’nun kilidi olduğu için ayakta tuttu.
Halep’i ticaret için değil,
Anadolu’nun nefesi olduğu için korudu.
Bu yüzden tarih boyunca Anadolu’ya yönelen her büyük tehdit,
önce Şam’da durdurulmaya çalışıldı.
Şam düştüğünde, yol Konya’ya açıldı.
Halep yandığında, dumanı Kayseri’de hissedildi.
Bugün yaşanan budur.
Suriye’de kurulan her yabancı üs,
Anadolu’ya doğru atılmış bir adım mesafesidir.
Suriye’de parçalanan her şehir,
Anadolu’daki birlik fikrinden kopan bir tuğladır.
Bize “orası başka bir devlet” diyenler,
yarın “burası da fazla” demeye hazır olanlardır.
Çünkü mesele, bayrak meselesi değildir.
Mesele, istikamet meselesidir.
Suriye’deki kaos;
terörle sınırlı değildir,
göçle izah edilemez,
mezhep çatışması diye geçiştirilemez.
Bu kaos, Anadolu’yu merkeze alan son büyük siyasi hafızanın
adım adım çevrelenmesidir.
Bugün Suriye’de haritalar değiştiriliyor.
Ama asıl değiştirilen şey,
Türkiye’nin “ileride durma” refleksidir.
Ecdadımız savunmayı hep uzakta kurdu.
Biz savunmayı sınıra çektiğimiz anda,
aslında bir geri çekilmeyi meşrulaştırmış oluruz.
Abdülhamid Han’ın Girit’teki hayıflanması,
işte tam da bu yüzden bugün Suriye’de anlam kazanır.
O, toprağın altına bakarak şunu görmüştü:
Bir yerden çekildiğinde, orası boş kalmaz.
Birileri mutlaka dolar.
Bugün Suriye’de olan da budur.
Boşluk bırakıldı ve dolduruldu.
Ama bizimle değil.
Eğer Suriye tamamen düşerse;
Anadolu artık merkez değil,
tampon bölge olur.
Ve tampon bölgeler,
hiçbir zaman kalıcı yurt değildir.
Bu yüzden Suriye meselesi,
“ne kadar karışalım” tartışması değildir.
Bu, ne kadar hatırlayalım meselesidir.
Çünkü ecdadın yattığı coğrafyayı
unutmakla başlayan süreç,
kendi mezarını yalnız bırakmakla biter.
Allah’ım,
bize savunmayı kapıda değil ufukta kuracak feraset,
emaneti yük değil istikamet bilen bir devlet şuuru
nasip eyle.