Hayalî’nin Hayali: Denizler ve Hikâyelerin birleşmesini keşfeden iki halkın destansı türünde, sırlarla dolu bir macera.

Sezonun yeni oyunlarından biri olan Hayalî’nin Hayali, 1924 Türk-Yunan nüfus mübadelesini iki halkın ortak kayıpları üzerinden ele alıyor. Burçak Çöllü’nün kaleminden çıkan ve Yiğit Sertdemir’in yönetimiyle sahnede hayat bulan oyun, Hayalî Taceddin Çınar’ın 1958 yılındaki jübile gecesinde aktardığı öyküyle geçmişe uzanır.
Bizi birleştiren deniz ifadesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın sahnesinde Karagöz ve gölge oyunu anlatım teknikleriyle birleşiyor. Mübadelenin iki tarafında da yaşayan insanların deneyimlerini, karşı kıyılara savrulan insanların yaşam mücadeleleriyle paralel olarak sunan yapım, “Halkları birbirine düşman eden koşullara rağmen birlikte yaşamak mümkün müdür?” sorusunu seyirciye aktarıyor.
Hayalî Taceddin Çınar’ın en eski hikâyesini anlattığı sahne, fırtınalı denizlerden gelen haberler ve adaya sığınan kişiler üzerinden ilerliyor. Yunanistan’dan Türkiye’ye gönderilen Türk mübadillerini taşıyan gemi fırtınaya kapılır; yolculuk boyunca karşılaşılan açlık ve hastalıklar, batan gemiden kurtulanları lanetli olduğu söylenen bir ada ile buluşturur. Zamanla İzmir’den gelen Yunan mübadilleri de aynı adaya ulaşır ve geride bıraktıkları evler ile kaybettikleri yakınlarıyla yüzleşirler. Bu ortak meydanda, yeniden bir arada yaşamayı öğrenmenin yolları aranır.
Aidiyet meselesi olarak iki halkın da kendi ülkelerindeki yaşamları geride bırakması, yeni bir yerde aidiyet arayışını tetikler. Dışarıdan anlatılan düşmanlık öykülerinin etkisi altında kalmak yerine, birbirlerini anlama çabası ön planda tutularak ortak yaşamın inşa edileceği bir alan aranır. Oyun, insanların nerede kendilerini ait hissedeceğini bulma isteğini vurgularken, yalnızca bir yerlere yerleşme meselesini değil, kendine ait bir hayat kurma ihtiyacını da öne çıkarır.
Dostluk imdada yetiştiğinde sahne düzeni, müzik ve ses efektleri, sis perdesi ve hareketli kompozisyonlarla seyirciyi Taceddin’in dünyasına davet eder. Usta Mehmet Yorgi’nin rolü, iki halk arasındaki ilişkilerin sadece çatışma ve ayrılıkla açıklanamayacağını hatırlatır. Hikâyeyi kukla aracılığıyla aktaran bu anlatıda, Taceddin’in dünyasına giren her izleyici, ortak yaşam için umut taşıyan bir mesajla karşılaşır. Oyunun sonunda bile mutlu bir kapanış olmasa da, “Dünya zalim olduğunda imdada hikâyeler yetişir” sözü, ortak bir geleceğin mümkün olduğuna dair umut aydınlatır.