DOLAR
49,6918
EURO
55,7233
ALTIN
6.384,76
BIST
11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
19°C
İstanbul
19°C
Az Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
19°C
Pazartesi Çok Bulutlu
20°C
Salı Yağmurlu
15°C
Çarşamba Çok Bulutlu
13°C

BİZ Mİ DUYGULARI YÖNETİYORUZ YAHUT DUYGULAR MI BİZİ YÖNETİR? VEYAHUT NASIL GELİŞİR İNSAN?                _ 5 / 6

05.06.2026 09:09 | Son Güncellenme: 15.05.2026 23:58
A+
A-

 

Eğer bir ağaç değilsen;

bu coğrafyayı gerçekten değiştirebilirim

diyorsan ve değiştiriyorsan

‘sen tercih edebilen,

sorumluluğu üzerine alabilen

özgüven sahibi’

bir insansın.

 

 

Paranoya; herkes bana karşı ve pronoya; herkes benim iyiliğim için çalışıyor. Birbirinin zıttı iki kavram: dünyayı ve içindeki olayları nasıl anlamlandırdığımıza dair birbirine taban tabana zıt iki “algı filtresi” gibidir. Biri hayatta kalma güdüsünün aşırıya kaçmasıyken diğeri kâinatın bize gizli bir iyilik borcu olduğu inancıdır. Anadolu kültürümüzde pronoya, her şey en nihayetinde hayırlısıyla en iyi olma halidir. Bir şey en iyi durumda değilse, henüz zamanı gelmemiş demektir. Ahir olan, evvelden daima hayırlıdır. “Elbette işin sonu senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır” (Duhâ; 93/4).

Konu edilen pronoya, polyannacılık (aşırı iyimserlik ve mutluluk oyunu) değildir, goygoyculuk ve kayıtsızlık hiç değildir. Polyannacılar, goygoycular, kayıtsızlar; özellikle sosyal medyada ben en iyisiyim, en güzeliyim, en doğrusuyum; ben her şeyi hak ediyorum, ben, ben… der. Pronoya ise bir şeyin en iyisini hak ettiğini ve en iyi olduğunu düşünüyorsan, bunun için gereken bedeli ödemeye de hazırlıklı olmalısın, der. Bir tarafta sadece özgürlük var, öbür tarafta rahatlık var, rahatlığın verdiği güven var. Bugün nefsinize kolay gelen yolu seçerseniz, yarın hayatınız zor olur; bugün hızdan, hazdan, arzulardan vaz geçerek zor ve çetin yolu, bir bedel ödeyerek seçerseniz, yarın hayatınız rahat ve huzur dolu olur. Pronoya bir kafa yapısına sahip olabilmek için ‘her şey benim için var fakat ben de başkaları için varım’ diyebilmek gerekir.

Einstein’ın gerçeklik teorisine göre insan sabit bir varlık değildir; ortada sabit bir şekilde duramaz. İnsanın ruhuyla bir ağacın ruhu birbirine çok benzer. İnsan kendi ruhunu çıplak bir şekilde izlemek istiyorsa kışın yaprakları dökülmüş bir ağacı izlemelidir. Ağaç ya büyür ya ölür. Ağaç büyümeyi bıraktığında ölmeye başlar. İnsan da öyle büyümeyi, gelişmeyi, değişmeyi bıraktığında ölmeye başalar. Ya paranoyaya yaslanırsın; herkes bana karşı dersin ya da pronoyaya yaslanırsın; herkes benim iyiliğim için çalışıyor, dersin. Eğer en iyi olmak istiyorsan en çok sen çalışmak zorundasın; sözünü eri, kalıbının adamı olmak mecburiyetindesin. Yoksa ortalıkta dolaşan tek mahareti boş laf üreten kayıtsız bir goygoycu olursun.

Her şeyin en güzelini hak ettiğini düşünüyorsan sorumluluğu üzerine alacaksın; gerekiyorsa ter, gözyaşı dökerek bedel ödeyeceksin; suçu başkalarına atmayacaksın, sorumluluğu başkalarına bırakmayacaksın. Yapabiliyor musun? Cevabın evet mi hayır mı? Bir seçim yapmak zorundasın. Çünkü seçim yapmakla karar vermek arasında fark var. Kararda, başkalarının size sunduğu alternatiflerden birini alırsınız. Bir mağazada, tezgahtarın size sunduğu farklı renklerdeki aynı model elbiselerden birini seçersiniz. Fakat seçimde ise, model ve renge karar verir, bir mağazaya girer, ölçünüze uygun olan elbiseyi alır çıkarsınız. İşte bu bir seçimdir, diğeri bir karardır.

Sorumluluğu kime verirsen, bütün gücü ona verirsiniz. Karar da sorumluluk tezgahtardadır, tercihte ise sizde. Sorumluluğu kime verirsen, onun kurbanı olursun; o da senin kasabın olur. Şimdi tercih sizin. Hangisi sizsiniz. Coğrafya kaderin değil, değiştirmeyi istersen değiştirirsin; sen insansın, ağaç değilsin! Nasıl değişebilirsin? İnsan binasını dik tutan o beş sütunu, nasıl ayakta tutabilirsin? Maddi ve manevi sağlığını nasıl düzeltebilirsin? İlişkiler, finansal durum, duygu halleri, iş, dünya ve ahiret hayatının nasıl düzeltebilirsin? Mesele budur. Nedenlere takılarsan, yuvarlanır bir çukura yığılırsın. Neden sağlığım böyle, neden fakir bir ailenin çocuğuyum, neden ilişkiler sağlıklı değil, iş hayatım neden inişli çıkışlı, neden duygularım darmadağın, neden, neden… Bu coğrafyayı değiştirebilirsin çünkü sen ağaç değilsin!

Eğer bir ağaç değilsen; bu coğrafyayı gerçekten değiştirebilirim diyorsan ve değiştiriyorsan ‘sen tercih edebilen, sorumluluğu üzerine alabilen özgüven sahibi’ bir insansın. Coğrafyam kaderdir, bir ağaç gibi dikildiğim yerde büyümeden kalacağım ve burada ölüp çürüyeceğim diyorsan, özgüven sahibi değilsin; bu coğrafyada kalmaya ve bu topraklarda çürüyüp gitmeye razı olmuşsun demektir. Özgüven bir kuş gibidir; çocukluğunda bir kanadını anne, diğer kanadını baba inşa eder. Kişiliğin temelini babalar inşa eder. Özgüveni olmayan, ezik olan insanlar; kendinden aşağıdakilerinin tepesine biner, ezer de ezer; kendinden yukardakinin altında ezilir de ezilir. Kendinden aşağıda olanları boğar, yukarda olanlara yalakalık yapar, boğulurlar. Özgüven olmayanların bir diğer dışavurum şeklide egolarının tavan yapmasıdır. İçindeki özgüven boşluğunu ego maskesi takarak kapatır. Aynı insan, farklı iki dışa vurum tarzı. Burnu yukardadır, artist, yüksek dağları onlar inşa etmiş sanırsın. Yüzündeki maskeyi çıkardığında altında büyüyememiş bir çocuk görürsün.

 

DEVAM EDİYOR…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.