Peygamber Efendimiz
şöyle buyurur:
“İnsan ölünce
şu üçü dışında amelleri(nin sevabı) kesilir:
Sadaka-i câriye (faydası süregelen hayır),
faydalanılan ilim,
arkasından dua eden hayırlı evlât.”
Ölümünden sonra doğan çocuklar, seni hatırlayamayacaklar! Yüzünde yaşanmışlık çizgilerin, bir eserin; ürettiğin bir değerin, değerli bir araştırman ve değer üreten yetiştirdiğin bir neslin yoksa eğer…
Bin yazar çizer, birlikte bir ömür verip bir eğriyi henüz doğrultamadan, kalabalıklar otuz saniyede bin doğruyu yamultuyor; fabrika gibi seri üretim yapıyor… Yazar kendine yazıyor, çizer kendine çiziyor; derin yazar ve derin çizer adam yetişmiyor, yetiştirmiyor, yetiştiremiyor… Ve kendinden daha iyi yazabilene, çizebilene izin vermiyor, veremiyor. Nadir yazar çizer böyle değil! Fırsat verse!
İnsanın en önemli görevi, kendilerinden daha iyi, daha güzel, daha doğru olacak insanlar yetiştirmektir; daha iyi bir düşünür, daha iyi bir yazar, daha iyi bir çizer… Bazıları ruhunu ve aklını, bazıları kalbini ve duygularını, bazıları bedenini ve hayatını ortaya koyarak düşünür yazar ve konuşur, düşünür çizer ve gösterir. Bazıları ise aklıyla, kalbiyle ve bedeniyle bir bütün olarak düşünür, anlar, yazar ve çizerler. Onlar müstesna insanlar.
Kimi yaşayamadan ölür, kimi ölene kadar yaşar. Bu istisna insanlar, bu topraklarda doğar, büyür ve bedenleri öldükten sonra da yaşarlar. Onlar, dünya değiştikçe, değişmeyen hakikatlerin peşinde koşan müstesna adamlar. Bilimsel bir bakış, ahlaklı bir duruş; edep ve haya içinde yaşarlar, yazarlar, çizerler… Doğru bildiğini elif gibi dosdoğru ve vakarla yaparlar. Onlar, herkesin beklediği zamanda, beklediği yoldan gitmezler; istedikleri anda, istedikleri yoldan gemileri karadan yürütürler; uçakları insansız uçururlar.
Her ölümlünün adı, anısı, eseri anılıncaya kadar yaşar. Ölümünden sonra uzun yaşamak budur; faydası devam eden iş budur. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “İnsan ölünce şu üçü dışında amelleri(nin sevabı) kesilir: Sadaka-i câriye (faydası süregelen hayır), faydalanılan ilim, arkasından dua eden hayırlı evlât.” (M4223 Müslim, Vasiyye, 14)
Herkesin, her şeyle ilgili fikri var; konuşuyor… Bu tip akıldanelerle nefes aldığın bir dünyada bir şey yazdığında, çizdiğinde yanlış anlayanlarla bir, doğru anlayanlarla üç, beş kere uğraşırsın! Yazacağınız bir kitap, bir ağacın hayatından daha önemli değilse, yazmayın; bari ağaç yaşasın. Yazmasam ölürüm diyeceğin bir fikrin varsa yazın, her şeye dair sözü olan fikirdanelerinin, bir dünya klasiği olacak eserle bu dünyadaki oksijeni biraz azalsın. Öyle bir klasik yaz ki idam sehpasına çıkmış birinin son cümleleri gibi kelimeleri süze süze; o son büyük cümleyi kura kura yaz. Elinin kenarıyla değil, âmin eder gibi avuçlayarak kalemi tut da yaz. Azmin, hayalin ve hedefin mezarlığı olan konforlu yatağından kalk da içimizdeki boşluğu dolduracak klasik eserler yaz. Çünkü “Rabbin rızkı dilediğine bol bol verir de kısar da. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları görmektedir” (İsra; 17/30).
Bu eserler sırça saraylarda mı yazılır? Bu eserler amatör bir ruhla ve profesyonel bir kafayla her yerde çay simitle de yazılır. Büyük lokma ye, büyük konuşma. Fakat klasik bir eser yazmak, büyük konuşmak için lokmaları küçük küçük ye. Küçük lokmalar yersen, sözün sert, yumruğun kuvvetli olur. Sözün boğazına düğümlenmez, her yerde çiğner söylersin. Büyük lokmanın ağza alınması zor, çiğnenmesi zor, yutulması zor, sindirilmesi zor, çıkartılması zor.
Hz. Peygamber önce Hira’da yalnızlığa alıştı, alıştırıldı; yalnızlığı sevdi, sevdirildi! Sonra tebliğ görevini alarak toplumun içine girdi. Elinden bir şeyler kayıp giderse de sevdiği yalnızlığına dönerdi. Sevdiği işini geriye dönüp bakmadan cesaretle yerine getirirdi. İşine odaklanıp layıkıyla yaptıktan sonra geriye kalanın ne önemi var! Elindekileri kaybedersen, kaybedecek bir şeyin kalmayınca güçlü bir adam olursun; nefesin güçlenir, sözün yükselir büyük konuşursun.
DEVAM EDİYOR…