İslam dünyası,
yüz yıllık uykusundan uyanıyor!
Türkiye herhangi bir ülke değil;
bu millet herhangi bir insan unsuru değil.
Bizi,
bizden daha çok şaşırtan
başka bir ülke değil;
Türkiye.
İyi biliyor bunu akıllı adamlar.
Bir ahde vefa örneği! “Ahde güzel bir şekilde vefa göstermek imandandır” (Hâkim, Müstedrek, I, 20); “Emanete riayet edenin imanı olgunlaşmıştır, ahde vefa gösterenin ise dini kemâle ermiştir” (İbn Hanbel, III, 134) der, en güzel vefa örneği Hz. Peygamber (SAS). Çünkü Rabbi ona böyle emretmiştir: “…Kim Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir” (Fetih, 48/10). Onun neden böyle davrandığı ise şöyle açıklanır: “Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O, size çok düşkündür. Müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur” (Tevbe, 9/128). Bunlar, İslâm ahlakının temel sütunlarından ikisi: sadakat ve şefkat.
İnsanın şu dünyadaki en asil duruşu, kalbine nakşedilen o kadim söze sadık kalmasıdır. Vefa, yalnızca bir borcu ödemek değil; yaratıcısına, kendine ve çevresine karşı bir sadakat borcudur. Zira ahde vefa göstermek, sadece dini bir görev değil; bir insanın manevi kemale erdiğinin, ruhu hamlıktan kurtulup olgunlaştığının en berrak kanıtıdır. Sadakat ve şefkatle mühürlenmiş bir kalp, fırtınalar kopsa da rotasını şaşırmayan bir gemi misali limana mutlaka varacaktır; vardı, varıyor…
Nuri Demirağ’ın, Vecihi Hürkuş’un, Şakir Zümre’nin, Nuri Killigil’in, ASELSAN Mühendislerinin, toryum araştırmacıların azim ve gayretinin neticesi; yıllar sonra ASELSAN, BAYKAR, TUSAŞ gibi Türkiye’nin ilk üçü, milli ve yerli özel/resmi kuruluşların savaş felsefesini değiştiren teknolojileriyle; KAAN, S-İHA, AKINCI, KIZILELMA vb. ile; devrim otomobilin ise TOGG ile… bir vefa örneği alınıyor. Ve bu isimlerin ortak noktası, Türkiye’nin dışa bağımlılığını bitiren stratejik hamlelerin hem dış güçler hem de içerdeki uzantıları tarafından bir tehdit olarak görülmesidir. Bunlar, kim jetonu atıyorsa onun istediği numarayı çeviriyorlar, onun istediği şarkıyı söylüyor ve onun istediği borazanını çalıyorlar. Ucuz; ucuza alır, ucuza satar; ucuza alınır, ucuza satılır! Taşıma suyla dönmüyor değirmenler, taşıma akılla düşünmüyor kafalar… Ve fakat özüne bir vefa örneği olarak su akar mutlaka yatağını bulur!
Başta eğitim olmak üzere bazı sistemlerimiz belki iyi değil, mükemmel hiç değil fakat çok iyi iyileşebilen bir insan unsurumuz var. Artık beyni kullananların bir beyin meselesi var, aklını kullananların bir akıl meselesi var! Ancak akıllı adamların dışındaki kalabalık bunu henüz bilmiyor. Dünyada emsali olmayan bir iyileşme, hızlı toparlanıp güçlenme ve yükselme potansiyelimiz var. İslam dünyası, yüz yıllık uykusundan uyanıyor! Türkiye herhangi bir ülke değil; bu millet herhangi bir insan unsuru değil. Bizi, bizden daha çok şaşırtan başka bir ülke değil; Türkiye. İyi biliyor bunu akıllı adamlar. Çünkü bir yerde dürüst insanlar becerikli, vicdanlı insanlar cesur, hakkaniyetli insanlar akıllı sayılıyorsa; o ülkedeki asiller beyindir, yöneticiler el, kol ve parmaktır; milletse ülkenin hür ve özgür unsurudur. Ve böyle bir ülkenin geleceği nurdur, saf aydınlıktır; aksi ise zifiri karanlıktır. Ve çünkü bir millete uzun süre kelepçe takamazsın ancak kanat takabilirsiniz; kanatlarıyla istediği zaman, istediği hedefe, istediği şekilde uçar konar. Yok eğer yaprak dalından sıkıldıysa, yaprağa sonbahar bahane olurmuş meğer.
Dar ağacında, asılmak üzere olanın son sözü gibi bir cümle bu. Öyle bir son cümle ki dünyaya meydan okuyan, hesap soran, hesap veren; dünya değiştikçe değişmeyen hakikati söyleyen bir ezcümle. Ve bu ez cümle, insanların içindeki donmuş denizi kıran bir balta gibi olmalıdır. Cümlenin, son cümle gibi imbikten süzülmesi; son iki cümlenin, son paragrafın, son bölümün; ez cümle ilk cümlenin son cümle gibi olmasıdır bizim için mesele. Her cümlesi, son cümle gibi kurgulanmış bir baş yapıt âdeta; ‘beni anlamıyor’ ile ‘beni anlıyorlar’ arasında duran bir son paragraf gibi işte.
Anlaşılır mı? Bilmiyorum. Herkes, herkesi anlamak istediği gibi anlıyor; anlamaması gerektiği gibi anlamıyor, anlayamıyor. Çünkü insanların vicdanı körelmiş, gözleri şaşılaşmış, kulağını hakikate tıkamış… İki eli, iki gözü, iki kulağı, iki dudağı, iki bacağı, iki ayağı birlikte ve dengeli kullananlar, bütünü daha iyi ve kolay görür… Kör, sağıra; ‘ne güzelsin’ demiş. Ne kör görmüş ne sağır duymuş! Dilsiz duymuş, o da kimseye söyleyememiş! Birbirimizi anlama seviyemiz ve kalitemiz bu işte!
İnsan; zor zamanında yalnız yukarı bakar,
Yalnız ona güvenir; sonra su gibi akar…