Din eğitimin temel hedefi
doğru dindarlıktır.
Dindarlık, hâl ve tavır halidir,
dini emirleri özümseyerek yaşar;
yaşamıyla, hal ve tavır diliyle konuşur.
Din eğitimi sisteminin en temel iki sorunu var: biri ‘eğitim’ ve diğeri ise ‘sistem’ sorunudur. Çocuk eğitimde devirdiğimiz çamlar yaşasaydı koskoca bir orman olurdu. Çocuğa, kendi ihtiyacına göre dinin anlatılması gerekirken biz, kendi ihtiyacımıza göre bir dini anlatım yapıyoruz. Ve örnekleri iyiye ve güzele dair, cennet ve cennete götüren yol üzerinden vere vere, seve seve, sevdire sevdire anlatmak gerekirken kötü ve çirkine, cehennem ve ateşe götüren yollar üzerinden korkuta korkuta bir anlatım yapıyoruz.
Din eğitimi, çocuğun da büyüğün de ihtiyacına göre, bir terzi gibi üzerine en uygun elbiseyi ve/ya varsa söküğünü dike dike anlatılması gerekirdi. Din eğitimi açısından çocuk, hayatın içinde ve tam merkezinde kalarak ve yaşayarak bir terzi gibi enine, boyuna, posuna; rengine, zevkine, derdine; yaşına, başına, kaşına uygun olarak yetiştirilir. Hayatın içinden usul usul usulünce fıtrata uygun yürü bir ana gibi, fıtratına uygu bir elbise biç, dik ona bir terzi gibi… Annelik akademik kitaplardan öğrenilerek mi yapılır! Hayır, annelik hayatın içinde ve tam merkezinde kalınarak ve yaşaya yaşaya öğrenilir ancak. Aksi hiç mümkün değil.
Din eğitiminde geç kalıyoruz, yumurta kapıya dayanınca telaşlanıyoruz, telaşlandıkça da hata üstüne hata yapıyoruz. Kitapsız annelik babalık yapamıyor gençler… Şimdi yapay zekalara soruluyor! Oysa akışına bırakarak, fıtrata ram olarak hayatın içinde gelişiyor her şey…
Çocukları ya hiç anlatmayarak bomboş bırakıyoruz ya da tam bir kul olsun diye hiçbir şey bilmeyen bir çocuğa her şeyi anlatarak cehennemle korkutuyoruz. Çocuklarımız yanlış yöntemlerin kurbanı olmuş, yanlış doktorlar elindeki hastalar gibi can çekişiyor ne iyileşebiliyor ne de ölüyorlar; tıpkı bizim de kurbanı olduğumuz hayat gibi. Çocuğun sorusu karşısında, bilge bir duruşla, hikmetli bir söz söylemek gerekirdi oysa. Sorumluğumuzu yerine getirme adına çarçabuk, paldır kültür işimizi yapmış olmak adına sadece yapıyoruz, yapmış oluyoruz.
Dine dair her konu derinlemesine ayrı ayrı uzmanlar tarafından anlatılmalıdır. Her alanında uzman kişi, alanına dair sorular hakkında derinlemesine konuşmalı ve eğitim vermelidir. Din eğitimcisi, çok genel ve en temel konularda ancak bir pratisyen hekim gibi davranabilir. İşinde ve alanında ehil bir uzman isen usulünce konuş, anlat, söyle, yaz; değilsen önce sus, sükût et, dinle; oku, düşün, dinle. Fakat ondan en önce kendi hayatında yaşa. Din eğitimcisi, bir göz doktoru gibi en hassas organ konusunda, bir gözbebeği gibi hassas olması gerekir.
Kör bir şair; ‘Bana kör olduğumu söylemeselerdi, ben göremediğimi hiç bilemeyecektim. Söylenince öğrendim. Zifiri karanlığı dizelerimle aydınlattığımı düşünüyordum oysa. Dünya aydınlıkmış meğer ve ben karanlıkta yaşıyormuşum. Söylenince öğrendim’ der.
Şair mi karanlıkta biz mi aydınlıktayız, şair mi aydınlıkta biz mi karanlıktayız şimdi? Din eğitimcisi mi karanlıkta eğitilen mi aydınlıkta, din eğitimcisi mi aydınlıkta eğitilen mi karanlıkta henüz hiç belli değil!
“Bir şeyin ticaretini yapan onu satar, sattığı ise artık kendisinin değildir. Kim din tacirliği yaparsa bilsin ki onun dini yoktur” der ilk İslam Filozofu el-Kindi
Din eğitimin temel hedefi doğru dindarlıktır. Dindarlık, hâl ve tavır halidir, dini emirleri özümseyerek yaşar; yaşamıyla, hal ve tavır diliyle konuşur. Dindarlık kâl hali değildir. Onlar sadece konuşurlar ne okurlar ne düşünürler ne de anlarlar. Okuyanlar, düşünenler, anlayanlar ve yaşayanlar geleceğinin efendisidir ve onlar cennetin çocuklarıdır. Sadece yaşadıklarını düşünen diğer konuşanlarsa geçmişin kölesidir ve onlar ateşin çocuklarıdır.
Kalbiyle dili, kavliyle hali bir olanla hemhal ol, dost ol, kardeş ol! Kalbiyle dili, kavliyle hali bir olan insanlardan hiç korkma. Çünkü bu zamanda dost bulabilenler, hazine bulmuş sayılırlar.