DOLAR
48,7713
EURO
56,0537
ALTIN
6.865,89
BIST
13.284,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Az Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Salı Yağmurlu
20°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
18°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C

ÖLÜMLE DEVAM EDEN HAYATLAR         _ 2 / 5

10.03.2026 09:22 | Son Güncellenme: 10.03.2026 23:44
A+
A-

 

 

Ağlayan ve terleyen

bir robot yapabilir misiniz?

Sarılabilir mi ter ve göz yaşları içinde

bize?

 

Hayatını kitaplarla kazananlar var, hayatını kitaplarla kaybedenler var! Siz hangi gruptansınız? Okuduğu kitaplarla hayatta kalanların sayısı mı daha fazla, yazdığı kitaplarla hayatta kalanların mı yoksa? Meydana getirdiği başyapıtlarla hayatta kalabilenlerin sayısı çok az! Yüz milyonluk nüfusu olan bir yerde, satılan bin-iki bin kitapla mutlu olan bir yerde yaşıyorsunuz! Yazdıklarınızla nasıl hayatta kalırsınız!

Mutluluk gibi bir derdi olanın dünyayı değiştirme gibi bir derdi olur mu? Yazarların sermayesi derttir, kederdir, zorluktur, mutsuzluktur; derman, neşe, kolaylık, mutluluk yazarın konforudur; konforsa bir yazarın ölümüdür.

Mutlu olmak zorunlu mu, mecbur muyuz gülücükler dağıtmaya? Biraz acıklı ve hüzünlü, biraz dertli ve kederli, biraz küskün ve kızgın olamaz mıyız? İnsan olamayacak mıyız? Kim mecbur ediyor hep iyi, hep güçlü, hep bakımlı, hep haklı olmayı bize? Ağlayan ve terleyen bir robot yapabilir misiniz? Sarılabilir mi ter ve göz yaşları içinde bize? Ekrana dokunmak ile insana dokunmak aynı şey mi acaba? Özgürlüğümüz ile konforumuz arasında savrulup gidiyor muyuz yoksa? Dünyaya yenilmiş fakat ahireti kazanmış adamlar mı daha huzurlu? Yahut dünyayı fethetmiş ve ahireti ıskalamış olanlar mı daha konforlu?

Kayıp mı oldum yahut kendimi mi buldum; hiç bilmiyorum. Bazı sorular ağırdır. Bazı ağır soruların cevabını vakti gelince öğreniyorsun. Vaktin gelmesini yıllarca bekliyorsun. Sabrı bekleye bekleye öğreniyorsun. Bu bilinmezlikle bir bıçak sırtında korkuyla yürüyorsun; yürüyebiliyorsan. Küçük şeylerle mutlu olan endişesiz insanlara bayılıyorum. Karmakarışık duygular! Duygular aklı karıştırır; zihni kör eder, sağır eder…

Gözlerin ardında derin bir sır var, diyor! O derin kuyudan çıkartacak kadar büyük bir sır. Gözlerin içinde derin bir hüzün var. Gözlerinde büyük bir acı, derin bir sorumluluk hissi var. Gözlerin yaşla dolu olsa da hüznünü bastıran muhteşem bir gülüşün var, diyor. Lakin dışarıdan muhteşem görünsem de içimde fırtınalar kopuyor. Bilmiyor ki dalgalı denizlerde kaptanlık yaparken dibi de tanırsın, kıyıyı da koyu da tanırsın. Lakin o bunu hiç bilmiyor.

Yaşamak zamanını alır bazı insanların! Yoğrulmuş, yorulmuş, bitap düşmüş; ümit yorgunu olmuş insanlar! Dünyayı mı abartmıyorlar yahut dünyayı mı tüketmiyorlar veyahut dünya mı onları tüketmiş, bitirmiş insanlar! Belki onlar kayıt dışı, şahsiyetli, karakter abidesi olmuş insanlar! Kontrol edilmemişler, edilememişler, edememişler; kullanmamışlar, kullanılmamışlar, kullanamamışlar.

Kesemediğiniz bir güçlü nefes, susturamadığınız bir gür ses yükseliyor artık surlardan!

Şu kısacık ömrümüzde ihtiyacımız olan şeyleri dahi almazsak, kapitalizm çöker. İhtiyacımızı alıyoruz, hatta ihtiyacımızdan çok fazlasını alıp alıp biriktiriyoruz. Sonra sert dişlilerin arasında ezen, ayakları altında çiğneyen bir dünya düzeninden şikâyet ediyoruz. Büyüttüğümüz bir sistemden şikayetçi olmak ha! Meselenin özü budur işte. İnandırıldığımız veyahut inandığımız sistem bu. İhtiyacımız olan şeylerden kurtulduğumuz anda, bu dünya işte o zaman derin bir nefes alır. İnsanın için en kederli olan şeyse kara görüldüğünde bindiği geminin batmasıdır.

Belki dünyanın en özgür insanları kölelerdir, ellerinde kaybedecek neleri var? Hiç, hiçbir şey. Sadece kendileri var; geldikleri gibi gidecekleri o tek şey! Özgürler! Köleleri, efendileri düşünsün. Kendilerine dair diğer şeyleri efendileri düşünür. Esas köle, kendilerini mahkûm yaşayan efendiler! ‘Bana ne ya, efendim düşünsün’ der, geçer. Köle çim yer, ağaç kabuğu yer, çekirge yer, yer… Ya efendi ne yer? Bunları yiyebilir mi? Köle, gece yatar, kalkar yiyecek bir şey arar; bulduğunu yer. Efendi gece sabaha kadar günün ilk yemeğimde ne yiyeceğini düşünür. Şimdi kim özgür, kim mahkûm; kim efendi, kim köle; söyle yazar, çizer!

 

 

DEVAM EDİYOR…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.