“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın;
bölünüp parçalanmayın.
Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.”
Bugün pazar…
İnsanların biraz olsun dünyanın telaşından uzaklaşıp nefes aldığı, ailesine, dostlarına ve kendisine vakit ayırdığı bir gün. Belki de böyle bir günde biraz durup düşünmeye ihtiyacımız var. Çünkü üzerinde yaşadığımız coğrafya sıradan bir coğrafya değil.
Asırlar boyunca medeniyetlerin buluştuğu, yolların kesiştiği, nice hesapların yapıldığı bir toprak parçası burası. Doğusu ayrı, batısı ayrı; yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle, tarihî ve stratejik konumuyla dünyanın dikkatini çeken bir coğrafya… Belki de bu yüzden üzerimizdeki hesaplar hiç bitmiyor.
Fakat insan bazen dışarıdan gelen hesaplardan daha fazla, içerideki dağınıklığa üzülüyor. Aynı Allah’a inanan, aynı Peygamber’in ümmeti olduğunu söyleyen, aynı kıbleye yönelen insanlar… Nasıl oluyor da birbirine bu kadar uzak düşebiliyor? Aynı dinin mensupları, aynı milletin evlatları, aynı toprağın insanları; neden sürekli kendi safını büyütmenin, karşısındakini küçültmenin ve ötekileştirmenin peşine düşüyor?
Herkes kendisini merkeze koyuyor. Herkes kendi doğrusunu mutlaklaştırıyor. Herkes diğerinin yanlışını konuşuyor. Çoğu zaman hepimiz aynı şeyi unutuyoruz: Bizim hakikatimizden daha büyük bir hakikat, bizim grubumuzdan daha büyük bir kardeşlik, bizim ismimizden daha büyük bir dava vardır.
Kur’an’ın çağrısı açık: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.” Öyleyse kıymetlilerim mesele sadece farklı düşünmek değildir. Farklı düşünmek insan olmanın tabiatında vardır. İstişare de zaten farklı düşüncelerin bir araya gelmesiyle anlam kazanır. Asıl mesele, farklılıklarımızı düşmanlığa dönüştürmemizdir. Birbirimizi dinlemeyi bırakmamızdır.
Kardeşimizi kendi safımıza çekemiyorsak onu karşı safa itmemizdir. Oysa milletlerin büyüklüğü, herkesin aynı düşünmesinde değil; farklı düşünen insanların aynı istikamette yürüyebilmesindedir.
Peki bu dağınıklık nasıl ortadan kalkacak?
Önce birbirimizi değiştirmeye çalışmaktan vazgeçip birbirimizi anlamaya çalışacağız.
Sonra şahısları, grupları, çevreleri ve etiketleri davanın önüne koymayacağız.
“Benim grubum” demeden önce “benim milletim” diyeceğiz.
“Bizim çevremiz” demeden önce “bizim kardeşlerimiz” diyeceğiz.
Kendi doğrularımızı savunurken bile karşımızdakinin haysiyetini koruyacağız.
Çünkü birlik, herkesin aynı kalıba girmesi değildir. Birlik, aynı kıbleye yönelen insanların birbirini rakip değil kardeş olarak görebilmesidir. Bunun için bize yeni bir önderlik anlayışı da gerekiyor. İnsanları kendisine bağlayan değil, hakikate bağlayan… Kendi çevresini büyütmeye çalışan değil, milletin ortak paydasını büyüten… Kendisini vazgeçilmez gören değil, davanın şahıslardan büyük olduğunu bilen bir rehberlik… Belki de bugün en çok buna ihtiyacımız var. Çünkü bu milletin insanı aslında birlikten uzak değildir. Aynı sofrada oturduğunda, aynı cenazede saf tuttuğunda, aynı acıyı yaşadığında nasıl kenetlendiğini defalarca gördük. Demek ki kardeşlik ölmemiş. Sadece üzerini ayrılığın tozu kaplamış.
O tozu silmek gerekiyor.
Birbirimizin kusurunu büyütmek yerine ortak değerlerimizi büyütmemiz gerekiyor.
Çünkü bu coğrafyada bizi ayakta tutacak olan şey, birbirimize karşı kurduğumuz duvarlar değil; birbirimize uzattığımız eller olacaktır. Bugün bize düşen, “Kim haklı?” kavgasını biraz olsun geride bırakıp şu soruyu sormaktır: “Biz nasıl yeniden kardeş olabiliriz?” İşte asıl mesele budur.
Ben hâlâ ümitliyim. Çünkü milletimizin mayasında kardeşlik var. Vefası var. İrfanı var.
Zor zamanlarda bir araya gelme feraseti var. Yeter ki birbirimizi tüketmekten vazgeçelim.
Yeter ki birbirimize rakip değil, birbirimizi tamamlayan insanlar olduğumuzu hatırlayalım.
Yeter ki ortak değerlerimizi şahsi hesaplarımızın önüne koyalım.
Yeter ki çocuklarımıza miras olarak kavga değil, kardeşlik bırakalım.
Belki bugün küçük bir adım atabiliriz. Kırgın olduğumuz bir kardeşimize selam verebiliriz.
Hakkında konuştuğumuz bir insanı bir kez de dinleyebiliriz. Bizden farklı düşünen birinin niyetini peşinen kötüye yormayabiliriz. Kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Ben bu büyük kardeşliğin neresindeyim?” Çünkü değişim hep bir yerden başlayacak. Belki başkasından beklediğimiz o ilk adım, bizim atmamız gereken adımdır.
Unutmayalım: Aynı kıbleye dönen insanların birbirine sırtını dönmesi, düşmanlarımızın yapabileceğinden daha büyük bir kayıptır. Bu milletin yeniden ortak bir vicdana, ortak bir akla ve ortak bir istikamete ihtiyacı var. Bunun yolu da birbirimizi yenmekten değil, birbirimizi anlamaktan geçiyor. Rabbim gönüllerimizi birleştirsin. Bizi ayrılığın değil, hakkın ve hakikatin etrafında buluştursun. Kendi nefsimizin, grubumuzun, çevremizin ve hesabımızın değil; milletimizin, ümmetimizin ve insanlığın hayrını önceleyen bir anlayış nasip etsin. Çünkü inanıyorum ki;
Bu millet yeniden ayağa kalkacaksa, önce gönüllerindeki duvarları yıkacak. O gün geldiğinde, aynı kıbleye dönenler yalnızca aynı yöne bakmayacak; aynı istikamette yürümeyi de yeniden öğrenecek.