DOLAR
49,0003
EURO
55,6372
ALTIN
6.540,55
BIST
12.456,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
20°C
İstanbul
20°C
Yağmurlu
Çarşamba Az Bulutlu
21°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Yağmurlu
18°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
20°C

TOPRAĞIN ALTINDAKİ VATAN!

A+
A-

 

 

 

Girit’te yapılan neydi?

Önce “uzak” dediler.

Sonra “yük” dediler.

Sonra “elde tutmak zor” dediler.

En son “zaten bizim değil” dediler.

 

 

 

“Ecdadın izleri – Girit’ten Suriye’ye”

 

Girit düştüğünde Sultan Abdülhamid Han’ın dudaklarından dökülen o cümle,

bugün hâlâ yankılanıyor:

“Toprağın üstünden çok altında yatar ecdadımız…”

 

Bu söz, bir yenilginin değil; bir idrak farkının ifadesidir.

Çünkü Abdülhamid Han, vatanı haritalarla değil; mezarlarla okuyan bir devlet aklına sahipti.

Bugün Girit’i “uzak bir ada”, Suriye’yi ise “başka bir ülke” gibi anlatanlara bir şey eksik anlatıldı.

 

O eksik olan şey şudur:

O toprakların altında biz vardık.

Suriye dediğiniz yer, bir sınır ihlali meselesi değildir.

Suriye dediğiniz yer, bir iç savaş başlığı değildir.

Suriye dediğiniz yer; Selahaddin Eyyubi’nin atının izidir,

Yavuz’un ordusunun menzilidir,

Şam’da okunan ezanın İstanbul’da yankı bulduğu bir ümmet merkezidir.

O toprakların altında Osmanlı askeri yatıyor.

O toprakların altında medrese hocası yatıyor.

O toprakların altında, bu milletin henüz “Türk müyüm, Arap mıyım?” diye ayrıştırılmadığı bir çağın insanı yatıyor.

 

Girit’te yapılan neydi?

Önce “uzak” dediler.

Sonra “yük” dediler.

Sonra “elde tutmak zor” dediler.

En son “zaten bizim değil” dediler.

 

Bugün Suriye için söylenen cümleler de aynıdır.

Sadece aktörler değişti, akıl aynı kaldı.

 

Oysa Abdülhamid Han şunu görmüştü:

Toprağın üstünü kaybetmek, bazen bir mağlubiyettir.

Ama toprağın altını unutmak, bir intihardır.

 

Bugün Suriye’de olan bitenler; bir coğrafyanın değil, bir hafızanın parçalanmasıdır.

Sınırlar değil, bağlar yıkılıyor.

Şehirler değil, anlamlar bombalanıyor.

 

Ve en acısı: Bizden, bize ait olanı “yabancı” gibi görmemiz isteniyor.

Ecdadın yattığı toprağa “bana ne” diyen bir dil,

yarın kendi mezarına da sahipsiz kalır.

Girit böyle kaybedildi.

Sadece askeri olarak değil; zihnen kaybedildi.

Suriye de eğer kaybedilecekse, bu tankla tüfekle değil;

“Orası bizi ilgilendirmez” diyen cümlelerle kaybedilir.

Bu bir yayılmacılık yazısı değildir.

Bu bir nostalji yazısı hiç değildir.

 

Bu, hafıza savunmasıdır.

Çünkü vatan; sadece yaşadığın yer değil,

ecdadının sustuğu yerdir.

Ve ecdadının sustuğu yerde sen konuşmazsan,

başkaları bağırarak tarih yazar.

 

Abdülhamid Han’ın Girit’te hayıflandığı şey,

bugün Suriye’de göz göre göre yaşanıyor.

 

Ve mesele hâlâ aynıdır:

Toprağın üstünü korumak istiyorsan,

önce altındakini unutmayacaksın.

 

Allah’ım, bize ecdadının mezarını sınırla ayırmayan bir idrak, emaneti coğrafya değil dava bilen bir feraset nasip eyle.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.