Nuremberg’in Psikiyatrisi: Göring ve mahkemenin ruh hali, karar süreçleri ve psikolojik portreleriyle yeniden bakış.

İsrail tarafından Filistinlilere yönelik trajik olayların gelecekte nasıl hukuki hesaplaşmalara konu olabileceği belirsizliğini korurken, geçmişteki büyük yargı süreçleri hatırlanır. II. Dünya Savaşı sonlarında müttefikler, Yahudi soykırımıyla ilgili suçluları Nürnberg Mahkemesi’nde yargılamıştı. Bu konuyu sinemaya taşıyan ilk kapsamlı eserlerden biri Stanley Kramer’in 1962 yapımı Judgment at Nuremberg’dur.
James Vanderbilt’in yazıp yönettiği Nuremberg/Nürnberg ise, gerçek kişileri merkeze alarak benzer temayı modern bir dille ele alıyor. Film, Jack El-Hai’nin 2013 tarihli The Nazi and the Psychiatrist adlı kitabından esinlenerek Hermann Göring ile onun psikiyatristi Douglas Kelley arasındaki iletişimi odak noktası yapıyor. Mahkeme sürecinin ötesinde, bir askeri psikiyatristin Göring’in zihinsel durumunu çözümlemeye çalışması üzerinden, adalet ve insan doğasının gri tonları dramatize ediliyor.
Narsist Kişilik veİletişim— Film tamamen diyaloglar üzerinde ilerliyor; günümüzün etkileyeci hızlı sinemasıyla yarışan bir anlatım geleneğini sevdiğini hatırlatıyor. Ancak bu yapım, sinemanın özüne sadık kalmayı başararak anlatının gücünü kanıtlıyor. Göring’e yaklaşımında, kahraman ya da mağdur kılıfına sığdırılmayan bir karakter tasviri sunuyor; onun narsistik eğilimleri, ailesine düşkünlüğüyle başlar, ama karşısındaki herkesin zekâsını küçümseyen bir yöneticilik tavrını da gün yüzüne çıkarır. Alman gururundan ödün vermeden bir asker tutumuyla da örülmüş bir figür olarak karşımıza çıkıyor.
Mahkeme sahneleri, Göring ile psikiyatrist Kelley arasındaki diyalogları kıracak kırılgan anlarla bezeyerek daha çarpıcı bir hal alıyor. Bu yönüyle, Rob Reiner’ın “Birkaç İyi Adam” filminden ilham aldığı izlenimini bırakıyor. Ancak sorgulama kısımlarında, klişelere yaslanan bazı anlar da görülüyor; bu da filmin gerilim ve tıkırtı duygusunu sınırlı bir etkiyle kısıtlıyor.
Göring ve Performans— Filmde Russell Crowe’un Hermann Göring’i canlandırması, karakterin duygularını çoğu zaman açığa çıkarmayan dudak ucu duruşuyla dikkat çekiyor ve gerçekçilikle izleyiciyi etkiliyor. Bu yıl Oscar yarışında beklenen ilgiyi görmeyen Crowe performansı, karşısında Rami Malek’in sade ve kimi anlarda yetersiz kalan yorumu ile dengeleniyor. Göring’in yöntemi üzerinde konuşulduğunda, kardeşi Albert’in Nazilere karşı duruşu da bilgilendirici bir not olarak öne çıkıyor. Kelley’nin yaşamına dair trajik kırılma ise, Göring’in mahkeme süreci bittikten sonra bu yöntemi nasıl kullandığına dair ipuçları veriyor.
Oscar ve Uluslararası İlgi— Festival ve ödül sezonunda dikkatleri üzerine çeken filmlerden biri olan The Secret Agent/Gizli Ajan, Cannes’da En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle dikkat çekti veAltın Küre’de En İyi Yabancı Dilde Film adaylığını elde etti. Brezilya’nın En İyi Uluslararası Film adayı olarak da yarışa dahil olan bu proje, Moura’nın performansı ile öne çıktı. Yönetmen Kleber Mendonça Filho’nun, dönemin atmosferini kurarken Jaws’a selam gönderen estetik tercihi, sinema salonlarında tarih sevgisini yeniden canlandırıyor.