Milli iradenin yüceltilmesi ve vesayete karşı direnişin izleriyle demokrasi inancını güçlendiren bir yol haritası: özgürlük, hesap verebilirlik ve katılımcı süreçler.

27 Mayıs 1960 darbesinin yankıları, vesayet zihniyetinin uzun süreli etkisini ve milli iradenin üstünde kurulan baskıyı hatırlatır. Çiftçi, bu süreci, milletin oylarıyla kurulan hükümetin darbe yoluyla hedef alındığı dönemin izleriyle değerlendiriyor; Adnan Menderes’in “Yeter. Söz milletindir.” ifadesinin, cuntacı güçler tarafından nasıl susturulmaya çalışıldığını işaret eden bir dönemeç olduğunu vurguluyor.
Geçmişin acı hatıraları, kurulan sözde yargı düzeninin Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan üzerindeki kararlarında açıkça kendini gösterdiğini hatırlatıyor. Bu kararlar, milli vicdanda silinmeyecek yaralar açarken, demokrasiyi zayıflatmaya yönelik adımlar olarak kayda geçmiştir.
Yıllar geçtikçe yöntemler değişse de temel mücadele aynı kaldı: millet iradesinin üzerinde bir güç yoktur. 15 Temmuz’da bu mücadele bir kez daha sahne aldı; hain FETÖ örgütü tarafından dillendirilen vesayet girişimi, milletin direnişiyle karşılandı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde meydanlar demokrasiye sahip çıktı.
Bu süreç, 27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a uzanan yolun, milli iradenin yüceliğini bir kez daha gösterdiğini kanıtlıyor. Darbelere karşı duruş, demokrasi şehitlerimizin hatırasını yaşatarak, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı minnetle anma sorumluluğunu da birlikte taşımaktadır.