DOLAR
48,7713
EURO
56,0537
ALTIN
6.865,89
BIST
13.284,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Az Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Salı Yağmurlu
21°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
18°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C

KIYIDA KALAN ADAM

A+
A-

 

 

Egede bir sahil kasabası,

Adı Güvercinlik.

Denize yaslanan küçük, rüzgârı tuz kokan şirin bir yer…

Herkes birbirini tanırdı ama kimse kimseyi gerçekten bilmezdi.

 

Ali amca, her sabah gün doğmadan uyanırdı.

Ne horoz sesiyle ne çalar saatle…

Alışkanlıkla.

Yılların yükü, insanı zamansız uyandırır zaten.

 

Evin kapısını sessizce kapatırdı.

Kimse uyanmasın diye değil;

uyanırlarsa hâlini görürler diye.

 

Bir zamanlar gür olan omuzları çökmüştü.

Ama kimse “yoruldun mu?” diye sormazdı.

Çünkü Ali amca hep güçlüydü.

Güçlü görünen adamlara soru sorulmazdı.

 

Kasabada küçük bir bahçesi vardı.

Üç beş zeytin ağacı, bir incir…

“Çok şükür” derdi hep.

Ama şükür, insanın yalnızlığını doyurmuyordu.

 

Eşi Zehra nine, hayatı daha çok isterdi.

Daha düzenli, daha rahat, daha fazlasını…

Kötü biri değildi.

Sadece Ali amcanın sessizliğini “yetiyor” sanıyordu.

 

Çocuklar büyümüştü.

Babalarına bakarken artık saygıdan çok mesafe vardı gözlerinde.

Ali amca bunu anladı ama hiç dillendirmedi.

Çünkü bir baba, evladına kırıldığını söyleyemezdi.

Söylerse küçülür sanırdı.

 

Akşamları sahile inerdi Ali amca.

Denize değil, kendi içine bakardı.

Dalga sesleri arasında konuşurdu kendisiyle:

 

“Ben nerede eksildim, yanlışım ne?”

 

Cevap gelmezdi.

Çünkü cevap bazen bir suçta değil, bir yok sayılmada gizlidir.

Bir akşam, sahildeki eski tahta bankta otururken

kasabanın yaşlı balıkçısı İlyas Dede yanına oturdu.

— “İnsan denizi seyredince rahatlar sanırlar,” dedi.

— “Oysa en çok deniz, yükünü hatırlatır.”

 

Ali amca ilk kez gözlerini kaçırmadı.

İlk kez içini tutmadı.

— “Ben ailem için yaşadım,” dedi.

— “Ama sanki kimse benimle yaşamadı.”

 

İlyas Dede başını salladı.

— “Bazı adamlar evi ayakta tutar,” dedi.

— “Ama kimse o direğin çatladığını fark etmez.”

 

O gece Ali amca eve döndü.

Masaya bir kâğıt bıraktı.

Bağırmadı, çağırmadı yine sessizdi.

Gitmedi.

Sadece yazdı. Birer mektup.

Eşine, büyük çocuklarına

Bir de küçük oğluna.

 

Çünkü gitmek kolaydı.

Kalmak cesaret isterdi.

 

Sabah Zehra nine o kâğıdı okuduğunda

ilk kez Ali amcanın insan olduğunu gördü.

 

Çocuklar babalarının gözlerine bakabildi o gün.

İlk kez.

 

Her şey bir anda düzelmedi.

Ama bir şey değişti:

Ali amca artık görünmez değildi.

 

Kasaba yine aynıydı. Deniz yine dalgalıydı.

Ama Ali amcanın ilk kez sahilde kendini yalnız hissetmedi.

 

Çünkü bazen diriliş, omuzdaki

yükü indirmekle değil

duyulmakla başlar.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.