GökZemin: Mardin Bienaliyle Taşın Hafızası—mekanın geçmişini sanatla inceleyen, etkileyici bir deneyim ve hafıza odaklı bir yolculuk.

Taşın hafızayla buluştuğu coğrafyada çok katmanlı hafızadan ve farklı kültürlerden ilham alarak ilerleyen Mardin Bienali, yedinci edisyonuyla sanatseverleri ve Mardinlileri yeniden bir araya getiriyor. Mardin Sinema Derneği’nin ev sahipliğinde, Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın yönetişinde başlayan etkinlik, 15 Mayıs itibarıyla ziyaretçilere açıldı. Bu yıl Çelenk Bafra’nın küratörlüğünde yürütülen tema: GÖKzemin. Geleneksel olarak sadece Yukarı Mardin’e odaklanan bienal, bu defa kentimizin simge noktalarına yayılıyor. Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti ve Kızıltepe Ateş Beyler Hamamı bu rotaya dahil olurken Sabancı Mardin Kent Müzesi, Kervansaray ve Marangozlar Kahvesi de bienalin mekânlar listesinde yer alıyor.
Mardin’in Mezopotamya rüzgarlarını taşıyan imgelerden biri kuşlar; bienal bu figürü iki kadim metinden ilham alarak yorumluyor: Aristophanes’in Kuşlar’ı ve Ferîdüddîn Attâr’ın Mantıku’t-Tayr’ı. Deyrulzafaran’ın sessizliğinde Süryani geleneğinin önemli bir merkezini oluşturan manastır, tarihsel gücü ve tevazusuyla bienale kendi duruşunu kazandırıyor. Manastırın girişinde, Buhara’daki zanaatkârlar ve arıcılarla gerçekleştirilen üretim ziyaretçileri karşılıyor. Burada kuşlar ve arılar eşlik ediyor; yıkılan evlerin ahşapları ve kar leoparı formunda oyulan arı kovanları, hayatta kalma mücadelesine vurgu yapıyor. Attar’a atıf yapan üretimlerden oluşan çalışmaların ağırlıkta olduğu bu mekânda Atina kökenli sanatçı Maro Michalakakos, Attar’ın kuşlarının yolculuğunu yedi çuvaldız formuyla, Canan Dağdeviren ise Selçuklu kubbelerinin kadim formuyla yansıtıyor. Pelin Kırca ise Mantıku’t-Tayr’dan ilhamla devamlılık hissi yaratan bir anlatı kuruyor.
Dara’nın zemininde Bienalin etkileyici mekânlarından Dara Antik Kenti, göğün ufka uzandığı manzaradan zeminin metrelerce altına uzanan bir sahne sunuyor. Zindan ve agorada bulunan işler, Alper Aydın ile Selçuk Artut’un çalışmalarını bir araya getiriyor. Aydın’ın Sistem Hatası, Güncelleyiniz adlı mekâna özgü dev heykeli, bir yılanın yutmakta olduğu meleği betimleyerek günümüzün sıkışmışlık duygusunu çağrıştırıyor. Bu mitik- mistik ama güncel anlatıya ses veren Artut, zindanın akustiğiyle izleyiciye çağlar arası boşlukları hissettiriyor.
Coğrafyanın sorunları Kent Müzesi’nde sergilenen çalışmalar, Mardin’in kendi penceresinden dünyaya bakıyor. Micheal Rakowitz, Irak Ulusal Müzesi’nde yağmalanan eserleri yeniden inşa ederek coğrafyanın bitmek bilmeyen sorunlarını hatırlatıyor. İrem Tok ise bugün silinmeye yüz tutan Nusaybin Okulu’ndan hareketle, bütünlüğü kaybolmuş bir yapının varlığıyla yokluğu arasındaki ideali sorguluyor. Bienali ortaklaştıran ve “Bu bienali birlikte yapıyoruz” diyen Döne Otyam’ın çağrısı bu yıl da sürüyor; kolektif üretim fikri, bireysel hafızanın ortak bir geçmişle nasıl iç içe geçtiğini hatırlatıyor. GÖKzemin, yalnızca çağdaş sanatı bir araya getiren bir sergi değil; her bir izleyicinin içsel hafızasıyla yek vücut olan ortak bir hikâyeyi hatırlatsın diye bir davettir. Mardin’in taş sokaklarında dolaşırken, gökyüzüyle yeryüzünün arasındaki o asılı hafıza netleşiyor.
Gazze Bienali’nden izler bulunuyor: Hamamda gerçekleşen buluşmalar, Gazze Bienali’nin İstanbul’daki pavyonunun Depo’da açılışını anımsatıyor ve serginin yolculuğu Mardin’de devam ediyor. Gazze Bienali İnisiyatifi’nin hamamın girişindeki alanlarda sesini sürdüreceği anlar da bu yolculuğun parçalarıdır. Hamamda sanat var diyen sesler, Kızıltepe’nin 45 yıllık kapalı olan Ateş Beyler Hamamı’nı yeniden sahneye taşıyor. Bölgenin ilk çağdaş sanat sergilerinden olan bu mekân, artık dokunuşlarla yeniden can buluyor. Gözde İlkin’in Kökler Hatırlar Manzara Bükülürken adlı çalışması, dokuma ile dijitalin bir araya geldiği bir kentin belleğini izleyenleri büyülüyor. Hilal Can ise bedenin yalın formunu deneyimleyen çalışmalarla mekânı çok yönlü bir sanatsal alan haline getiriyor.