Zihnin ve mekanın iç içe dansını keşfet; sırlarla dolu bir yolculuk, bilincin ufkunu genişleten etkileyici bir deneyim.

İstanbul’da yeni bir enstalasyonla buluşan Melek Zeynep Bulut, ziyaretçiyi merkeze alan bir deneyim sunuyor. Eser, Britain’s Bank of England Museum’ın tarihi kubbesi altında sergilenirken, mimarlık ile sanatın sınırlarını yeniden düşündürüyor ve algının maddeyle kurduğu ilişkiye odaklanıyor.
İkonik mekânın kubbesi içinde konumlanan yapı, yaklaşık 400 bin altın külçesinin bulunduğu bir geçmişi hatırlatsa da bu enstalasyon, maddeden çok algıyı ve zihnin yarattığı bütünlüğü ön planda tutuyor. Ziyaretçiyle kurulan etkileşim, eserin kendi tamamlanışını yaşamadan önceki anlarıyla oluşuyor; ışık, ses ve görünmez yüzeyler arasındaki etkileşim, her bir deneyimi yalnızca o anki gözlemci için benzersiz kılıyor.
Gestalt ilkelerinin izleri Bu çalışma, eski kubbenin mimari karakteriyle diyalog kurarken, algı ve bilgi arasındaki ilişkiye dair ezoterik bir yaklaşımı bir araya getiriyor. İnsan dış dünyayı olduğu gibi değil, zihninin inşa ettiği bütünlük üzerinden algılar; eser, yalnızca ziyaretçinin deneyiminde var olur ve bu yüzden tekrarlanamaz bir karşılaşma sunar. Böylece mekân, beden ve bilinç arasındaki bağı farklı bir çerçevede değerlendiriyor.
Öze ulaşma arayışı Bulut, projeyi iki yıl süren bir çalışma olarak özetliyor: “En temel, en sade olanı hedefliyoruz ve bu süreçte yok olmayı ya da bir yansıtıcı olmayı seçiyoruz. Silindirik form, izleyiciyi merkeze çekiyor; ışık, ses ve kırıcı yüzeyler ziyaretçiyi adeta eğerek, şekilsizleştiriyor. Bu etkileşim, sonsuzluk ve cismin ötesine geçmeyi, bilincin kendisinde saklı olan bir sergileme olarak deneyimletiyor.” Bu yaklaşım, insan bilincinin oluşturduğu gerçekliğin ince sınırında gezinirken, her ziyaretçinin kendi içsel deneyimini öne çıkarıyor.