Türkiye’de kadın cinayetlerinde son döneme ilişkin dinamikler ve şiddetin normalleşmesi üzerine kapsamlı bir analiz ve farkındalık için rehber niteliğinde bir içerik.

Bir haftalık dönemde kadınlara yönelik şiddetin korkutucu boyutlara ulaştığını gösteren vakalar tekrar gündeme geldi. Ülkede son yedi gün içinde 6 kadın hayatını kaybetti, bir kadın ağır yaralarla hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yaşanan olaylar, kadına karşı şiddetin sadece artış göstermediğini, giderek daha planlı ve acımasız yöntemlerle ilerlediğini ortaya koyuyor. İstanbul’da Durdona Khokimova’nın cesedinin parçalanıp çöp konteynerine atılması, 18 yaşındaki Dila Geyik’in eski sevgilisi tarafından öldürülmesi ve intihar süsü verilmeye çalışılması dikkat çekiyor. Gözde Akbaba ise uzaklaştırma kararı bulunmasına rağmen sokak ortasında katledildi; bu, kadına karşı şiddetin hukuki korumanın ötesinde bir ileti ve tehdit unsuru hâlinde işlenebildiğini gösteriyor. Antalya’da Helin Kutlay’ın eşi tarafından, Gaziantep’te Sibel Külah’ın ise eşi tarafından şiddet uygulanarak ağır yaralandığı vakalar öne çıkıyor.
Mutlak yok ediş kavramı, son yıllarda kadını yalnızca öldürmenin ötesinde, bedenin parçalara ayrılması, uzuvların kesilmesi, cesetlerin yakılması ve üzerlerine beton dökülerek yok edilmesi gibi yöntemlerin giderek daha belirgin hale geldiğini işaret ediyor. Bazı olaylarda cesetlerin valizlere konup çöplükler, ormanlık alanlar veya ıssız bölgelerde bırakıldığı görülebiliyor. Bu tablo, faillerin sadece öldürmeyi değil, delilleri yok etmeyi de amaçladığını ve mutlak bir yok etme mesajı verdiğini gösteriyor. Uzmanlar, şiddetin bu tarzıyla karşılaşmanın toplumda normalleşmeye yol açtığını söylüyor.
Pınar cinayeti için özel müfettiş Manisa’da 17 yıl süren evliliğin ardından boşanma aşamasında olan Pınar Karataş, kocası Hayrettin Karataş tarafından sokak ortasında vurularak öldürüldü. Tutuklanan katil koca, Pınar’ın cenazesinin Ağrı Patnos’a defnedilmesini sağladı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, olay için görev yapılacağını belirterek kadına yönelik şiddetin toplumsal vicdana zarar veren derin bir yara olduğunu vurguladı.
‘Şiddet olağan gerçeklik haline geldi’ Klinik Psikolog ve Psikoterapist Yasemin Meriç Kazdal, şiddeti yalnızca öfke patlaması olarak açıklamanın yetersiz olduğunu ifade ediyor. Parçalama ve yok etme gibi eylemlerin toplumsal öğrenme süreçlerinin bir sonucu olarak görüldüğünü belirten Kazdal, travmatik içeriklere maruz kalmanın empatiyi zayıflattığını ve şiddetin gündelik hayata “olmamış gibi” devam edilmesine yol açtığını belirtiyor. Bu süreçte normalleşmenin tehlikeli bir eğilime dönüştüğüne dikkat çekiyor.
‘Overkill: Ölümden sonra bile şiddet’ Türkiye Psikiyatri Derneği Adli Psikiyatri Çalışma Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Yasin Hasan Balcıoğlu, şiddetin artışını ve cezalandırılmayan söylemleri vurguluyor. Şiddetin birçok nedenden kaynaklandığını söyleyen Balcıoğlu, bazı vakalarda öldürmeyi gereğinden fazla şiddetle pekiştiren “overkill” kavramına dikkat çekiyor. Ölüm sonrası şiddetin sürmesi, güç gösterisi ve mesaj verme amacı taşıyor; caydırıcılık eksikliği ise bu eğilimi daha da güçlendiriyor.
Baba: Töreye kurban ettiler Adana’da Berivan E. ve ailesinin yaşadığı çatışma töre baskısı nedeniyle trajik bir şekil aldı. Berdel baskısının reddedilmesi, ailenin silahlı saldırıya geçmesini tetikledi; Muhammed Yeşil hayatını kaybetti, baba ağır yaralandı. Tutuklanan akrabaların ifadeleri, olayın töre saikiyle işlendiğini ortaya koyuyor. Acılı baba Bekir Yeşil, devlet yardımını talep ederken, aileler arasındaki gerilimin unutulmaması için çaba gerektiğini belirtiyor.
‘Severek evlendim, zorla kaçırılmadım’ Berivan Yeşil ise evliliklerinin sevgiyle başladığını ve kaçırılmadıklarını savunuyor. Ailelerin baskı yapması ve katalizör olan çatışmaların sonunda trajedinin büyüdüğünü anlatıyor. Kaçtıktan sonra yaşanan gerilimin, aileleri karşı karşıya getirdiğini ifade ediyor.