Türkiye’de gençler için davranışsal dijital bağımlılık ve uyuşturucu riskini değerlendirme programı geliştirme planı.

İstanbul Sağlık Bakanlığı, 12-18 yaş grubundaki gençler için davranışsal dijital bağımlılık, tütün ve diğer bağımlılık türleri açısından risk durumlarını tarama ve değerlendirme amacıyla bir program geliştirme çalışmalarını duyurdu. Bu çerçevede biyolojik testler yerine anket ve soru formları üzerinden veri toplanması öngörülüyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Kasım 2025’te yaptığı ankette lise öğrencilerine çeşitli uyuşturucu türlerini sormaya yönelik soruların yöneltildiği belirtiliyor.
Uzman görüşleri, “yakalamaya dönük testlerin” damgalamayı artırabileceği ve güven ilişkisini zedeleyebileceği yönünde. Doğru ve açık şekilde sorulması halinde anket yöntemiyle değerli sonuçlar elde edilebileceğini savunanlar bulunuyor; idrar testi gibi biyolojik taramalar ise güven sorunları ve etik kaygılar nedeniyle önerilmemektedir. Erken tespit amacıyla yaklaşımın çocukları etiketlemek yerine destekleyici bilgi ve farkındalık sağlama yönünde olması gerektiği vurgulanıyor.
Araştırmalardan elde edilen bazı bulgular da alarm zillerini çalmaktadır. İstanbul Kültür Üniversitesi’nin 15-18 yaş aralığındaki 527 lise öğrencisi üzerinde yaptığı çalışma, öğrencilerin yaklaşık yüzde 2’sinin uyuşturucu kullandığını, yüzde 32’sinin alkol tükettiğini ortaya koyuyor. Ailelerinde veya arkadaş çevresinde uyuşturucu kullananların oranları da dikkat çekicidir. Sakarya Tıp Dergisi’nin verileri ise ÇEMATEM’e başvuran ergenlerde sigaraya başlama yaşının ortalama 11,87, ilk madde kullanım yaşının 14,46 olduğunu gösteriyor; bazı çalışmalarda bu yaşın 12’ye kadar düştüğüne işaret edilmektedir.
Araştırma planında dikkat edilmesi gereken konular Uzmanlar, gençlerin kendilerini etiketlenmiş veya damgalanmış hissetmelerinin psikolojik olarak olumsuz etkiler doğurabileceğini, gizlilik ve veri güvenliği konularında güvenin kaybedilmesinin sürecin dirençli karşılanmasına yol açabileceğini belirtiyorlar. Uygulamanın etik ilkelere, gönüllülük esaslarına ve şeffaf bilgilendirme ile güçlü rehberlik ve psikolojik danışmanlık desteğine dayanması gerektiği vurgulanıyor. Ailelerin, bu çalışmayı denetim mekanizması olarak görmek yerine çocuklarını anlamak ve potansiyel riskleri erken fark etmek için bir fırsat olarak değerlendirmesi öneriliyor.
Doç. Dr. Çiğdem Yektaş ise, klinik veya saha çalışmaları sırasında gençlerden bu tür hassas bilgileri güvenlik kaygısı ve sosyal damgalanma nedeniyle samimiyetle almakta zorluklar yaşandığını belirtiyor. Ayrıca gençlerin bu tür anketlere ilk kez maruz kaldıklarında merak uyandırabileceğini ifade ediyor.