DOLAR
48,6768
EURO
55,9546
ALTIN
6.682,72
BIST
13.122,58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
23°C
İstanbul
23°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
24°C
Cumartesi Az Bulutlu
25°C
Pazar Az Bulutlu
25°C
Pazartesi Az Bulutlu
26°C

Ruhların Sonbaharı

16.09.2026 20:09 | Son Güncellenme: 16.09.2026 20:14
A+
A-

 

 İnsan, yaşlanan bir varlıktır.

Yaşlanma gerçeğine rağmen sevmeyi,

sevmeye olan ihtiyacını gidermeyi

hiçbir zaman bırakmaz,

bırakamaz.

 

İnsan, yıllar boyu kendisine eşlik eden kimliğini bir tarafa bırakır mı diye düşünürdüm hep. Öylesine içime işleyen bir konudur ki bu, kelimelere dökmekte zorlanırım çoğunlukla. İlk başta anlamsız da gelebilen bendeki böylesi düşünsel serüven, karşılaştığım bir kitap ile inkisara uğradı diyebilirim. İçinde bulunduğum bu keşmekeşlikte adeta ruhuma üfleyen, ruhumun sonbaharını bana yaşatan bu kitap; beni onulmaz dalgaların hüküm sürdüğü hayallere daldırdı. Kitabı, yazarını ve yazarın hikâyesini okurken adım adım bizi izleyen gölgemizin, hatta yıllar boyu bize eşlik eden kimliğimizin bile nice gizemler barındırdığını, dışımızdaki yapmacıklığın aslında içimizdeki yalnızlığın köpürttüğü birer salvo olduğunu pekala anlayabildim.

“Ruhların Sonbaharı”, yetmişli yaşlarına ayak basan iki insanın özüne dönüşünü, sevginin gücünü ve yalnızlığın insan dünyasındaki acımasızlığını hasta yatağında kaleme alan bir şaheserin adıdır. İnsan, yapmacık hal ve hareketleri ile toplumda yer edinmeyi amaçlar. İddialı bir cümle olarak kullanmıyorum bu sözü. Çünkü insan enteresan bir varlıktır. Mesela The Best Offer filmini izlemeyeniniz yoktur. Varsa da lütfen hemen izlesin. Orda şöyle bir ifade geçer, “Her şeyin sahtesi yapılabilir, Virgil. Sevincin, acının, nefretin, hastalığın, iyileşmenin, aşkın bile.” Ruhların Sonbahar’ında ise gölgelerinden bile ürken insanların “yalnızlık girdaplarından birbirlerine sığınan iki dulun davranışlarına gösterdikleri ahlakçılığın sahtesini” ince ince okunduğuna şahit olacaksınız.

Hikâye çok enteresandır çünkü ölümcül bir akciğer hastalığıyla boğuşan bir yazarın kaleminden çıkmıştır. Eser, ne betimlemelerin girdabında kaybettiriyor okuyucuyu ne de okuyucusunu acının en onulmaz yerinde ajite ediyor. Hastane odasındaki çaresizliğinden ilham alan yazar, ruhunu sonbahara benzetir Addie Moore ve Louis Waters’ın ruhları gibi… Bazen keşke ben de 70’ime ulaşırsam Louis Waters gibi güvenilir ve son derece sevecen olabilsem. Karşıma çıkabilecek, beni 70’imde kabullenecek ve belki de o zamanın ruhların sonbaharında gecelerimi paylaşabilecek Addie Moore‘ları bulabilsem. Ya da yaşadığım toplum, çarpık görünen böylesi bir ilişkiye Holt kasabasının ahlakçıları gibi her şeyin sahtesini üretenlerden olmasa dedirtiyor insana.

Eserin yazılması kadar yazıldığı süre de ilgimi çekti. Düşünün ruhların yaprak döken sonbaharı hepsi topu kırk beş günde yazılmış. Adım adım ölüme giden yetenekli, naif ve iyimser bir yazar kısa sürede çarpıcı bir eseri bizlere, insanlığa kazandırabilmiş. İşin dahası ölümünden önce hafızalara kazınan şöyle bir sözünün de olduğu söylenir: “sevmeyi ihmal etmeyin, bu dünyada her şey mümkün…”

Yetmişli yaşların elem dolu merdivenlerini adım adım yürüyen sıra dışı bir kadın olan Addie Moore, kendisi gibi dul, yaşlı ve yalnız yaşayan Louis Waters’a bir akşamüstü gidip “arada bir evime gelip benimle yatmayı düşünür müydün” diye soruyor. Bu olayı anlattığım çoğu kişinin zihninde işin cinsellik boyutu beliriyor lakin öyle değil. Soru çok masum, cinselliği içermediği gibi masum bir özlemi de barındırıyor.  Geceleri yatakta bir başka bedenin sıcaklığını duymayı, biriyle uzun uzun sohbet edip uyuyakalmayı çok özlediğini söylüyor. Yıllar önce kaybettiği eşinin ardından yaşlılığın da doğurduğu umutsuzluk bu iki yaşlı insanı böylesi bir deneyimi yaşamaya itiyor.

Louis Waters, Addie Moore’un komşusudur. Aralarında samimiyet olmasa da bir tanışıklık vardır. Ancak gelinen noktada yıllar sonra bir insanı baştan tanımayı, merak etmeyi, yadırgamayı ve alışmayı ne kadar özlediklerini fark ediyorlar. Yaşadıkları Holt kasabasının elit sakinleri olayı ilk başlarda kınama yoluna gitse de onlar kararlı olunca hiç umursamadan devam ediyorlar, kendilerini gizlemiyorlar ve bir süre sonra başka insanların da içlerindeki yalnızlığı itiraf etmelerini, onların da yumuşamasını sağlıyorlar.

Bu arada eklemeden yapamam, eserin yazarı olan Kent Haruf’un pek çok kitabının geçtiği hayalî bir kasabanın adıymış Holt. Kim bilir zihninde bu kadar yer edinen bu kasaba, hangi hikâyenin veya anının geçtiği yerin adıdır.

Kent Haruf, Ruhların Sonbaharı’nı yayınlayamadan vefat eder. Dili sade, içinde acı bir sessizlik barındıran bu eser, edebi anlamda bir iddiayı dert etmez. Ancak onu okuyan herkesin bir derdi olur desem büyük konuşmamış olurum. İnsan, yaşlanan bir varlıktır. Yaşlanma gerçeğine rağmen sevmeyi, sevmeye olan ihtiyacını gidermeyi hiçbir zaman bırakmaz, bırakamaz. Ruhların Sonbaharı, toplumun kınamasına rağmen sevmeyi, bir insanı yeniden tanımayı ve en önemlisi yaşlılıkta gecelerin onulmaz yalnızlıklarını paylaşacağı biriyle yeniden bir hikâye yazmayı tatlı bir edayla anlatır.

Bu arada kitabı anlatmışken Jane Fonda ve Robert Redford’un başrolünde olduğu 2017 yapımı film uyarlamasını da siz kıymetli okuyucularıma haber vereyim. Dünya tatlısı bir eserin sinemaya da damga vurmuş olabileceğini bilahare düşünüyorum.

İletişim: [email protected]

ETİKETLER: , ,
Yazarın Diğer Yazıları
30.07.2026 09:11
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.