Ömer Çelik: İran-ABD-İsrail bölgesel krizin kırılma noktaları ve yeni uluslararası düzenin sarsıntıları üzerine derin analiz.

Dünya gündeminin ön sıralarında yer alan ABD-İsrail ve İran arasındaki uzun süren çatışmaya ilişkin, Ömer Çelik’in televizyon programında gündeme getirdiği kritik başlıklar öne çıktı. İsrail’in güçlü bir savaş lobisinin Amerika içindeki etkileri ve bu lobunun süreci sürdürme arzusunun varlığı üzerinde durulurken, diğer yandan bu sürece karşı durmayı savunan bir lobi ağının da mevcut olduğu vurgulandı. Bu iki aktör arasındaki mücadelenin, çatışmanın ne şekilde ilerleyeceğini belirleyen bir dinamik oluşturduğu ifade edildi.
Bir tarafta hızla yok etmekten söz eden söylemler, diğer tarafta belgelerin akışının yoğunlaştığı bir süreç olarak tanımlandı. İran için ise güvenlik çerçevesinin mevcut koşullarda kabul edilebilmesi için, zamanlı bir geçiş değil kalıcı bir barış gerektiği ve bu barışın her iki tarafça eşzamanlı olarak sağlanmasının zorunlu olduğu belirtildi. İran, bu ağır zararların nasıl telafi edileceğini ve saldırıların hesabının nasıl sorulacağını sorguluyor.
MÜZAKERE MASASINDA İHANET İran’ın iki kez müzakere masasında bulunduğu sırada gelen saldırıların, gelecekteki barış için ciddi belirsizlikler doğurduğu belirtildi. Söz konusu sorular ise şu: Eğer ateşkes geçici olursa, daha ağır bir saldırının geri dönüp dönmeyeceğinin garantisi nedir? Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler kararlarının yokluğunda, Umman aracılığında yürütülen müzakerelerin ortasında bir ülkeye rejimi değiştireceğini söyleyerek saldırmanın uygunluğu sorgulanıyor. Bu durum artık yalnızca bir bölge meselesi olmaktan çıkmış, bölgesel güvenlik mimarisinin masada olmasının gerekliliğini zorunlu kılıyor.
GÜNEY AFRİKA’DAKİ G20 ZİRVESİ Nükleer süreçteki ilerlemenin, başlangıçta Trump döneminin müdahaleleriyle sakatlandığı hatırlatıldı. İsrail’in savaş lobisinin bu süreci fiziksel bir çatışmaya dönüştürme çabasının etkilerini gözlemlemek mümkün. İran’ın 25 yıl sonra ilk kez uluslararası bir anlaşmaya bağlı kaldığı ve bu sürecin denetim altına alınması için zemin oluştuğu konusunda tespitler paylaşıldı. Cumhurbaşkanımızın İran dosyasındaki hakimiyeti ve bu bağlamdaki diplomasinin, dünya üzerindeki hemen hemen hiçbir devlet başkanında mevcut olmayan bir nitelikte olduğuna vurgu yapıldı.
ERDOĞAN’IN İRAN DOSYASINA HAKİMİYETİ Umman yerine Türkiye’nin arabuluculuk rolünü üstlenmesi halinde taraflar masadan bu kadar kolay kalkamayacaktı şeklinde bir görüş paylaşıldı. Cumhurbaşkanı’nın İran konusundaki hakimiyeti, günümüzde dünyadaki liderler arasında önemli bir referans olarak nitelendirildi. Diplomasi, rakiplerle veya düşmanlarla yapılır; masaya oturan birine saldırı göstermek, uluslararası düzenin sonraki aşamalarda da bir tehdit unsuru olduğunun işaretidir.
KÜRESEL SİSTEMİN DİKİŞLERİ PATLADI Düzenin kurulduğu Savaş sonrası dönemde silahsızlanmanın temel göstergelerinden biri olan yaklaşımın bugün kırılganlaştığı ifade edildi. Japonya ve Almanya’nın silahsızlanma vizyonunun da artık eski düzenin kırılganlığıyla karşı karşıya olduğu, küresel güvenlik mimarisinin yeniden inşa edilmesinin kaçınılmaz bir gereklilik olduğuna işaret edildi.
ŞİMDİ CANAVARLAR ZAMANI Mevcut dönemde eski düzenin artık işlemediği ve yeni bir dünya oluşumunun tam anlamıyla belirsiz bir durumda kaldığı vurgulandı. Uluslararası kuralların işlemediği ve bir devlet başkanının kaçırılıp ya da öldürüldüğü bir ortamda, barışın garantisinin kuralla sağlandığı bir düzenin gerekliliği altı çizildi.
MAĞDUR İRAN, SALDIRGAN ABD-İSRAİL İran’ın mağdur taraf olarak öne çıktığı ve saldırgan tarafın ABD-İsrail olduğunun vurgulandığı belirtildi. Bu, ilkeler düzeyinde net bir konum olarak ifade edildi ve bu yaklaşım, hem bölgesel hem küresel temelde dikkat çekti. TAM DA İSRAİL’İN İSTEDİĞİ ORTAMI YARATIR Siyasi mezhepçiliğin bölge için bir felaket olduğu ve siyasi meşrep gözetmeksizin, meşru müdafaa haklarının her durumda savunulması gerektiği belirtildi. Ancak komşu ülkelere füze akışı, tabloyu değiştiriyor ve bu durum İsrail’in istemediği bir ortamı tetikliyor. Netanyahu’nun 7 Ekim sonrası ifadeleriyle Orta Doğu’da bir yeni harita tasavvur edildiği iddia edildi. Dini terimlerin aşırı kullanımıyla küresel düzende gıda ve enerji alanlarında derin krizlerin baş gösterdiği kaydedildi. Batı ülkelerinin demokratik değerler, serbest piyasa ve hukukun üstünlüğü konularındaki tutumlarında sessizlik hakim olduğuna dikkat çekildi.