Eğitim,
yalnızca sınav kazandıran bir mekanizma olmaktan çıkarılıp;
insan yetiştiren bir medeniyet projesi olarak
yeniden ele alınmalıdır.
Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan üzücü hadiseler, kamuoyunun vicdanını derinden sarsmıştır. Ancak bu hadiseleri yalnızca münferit olaylar olarak görmek, meseleyi eksik okumak olur.
Zira ortada bir sonuç vardır. Ve her sonuç, bir sürecin ürünüdür.
Bugün okullarda karşılaştığımız disiplin problemleri, saygı eksikliği ve şiddet eğilimleri; eğitim sistemimizin uzun süredir ihmal edilen “insan yetiştirme” boyutunun zayıfladığını açıkça göstermektedir.
Eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değildir. Eğitim; aynı zamanda karakter inşa etmektir, sınır öğretmektir, sorumluluk kazandırmaktır.
Ancak gelinen noktada;
Aile, okul ve toplum arasındaki denge bozulmuş, sorumluluk alanları muğlaklaşmıştır.
Aile terbiyeyi okula havale etmiş,
okul ise yetki ve otorite kaybı yaşamıştır.
Bu boşlukta büyüyen çocuk, sınır tanımaz hale gelmiş;
otoriteyi değil, gücü referans alan bir anlayış gelişmiştir.
Burada açıkça ifade etmek gerekir ki:
Öğretmenin itibarı yeniden tahkim edilmeden,
okulun disiplin gücü yeniden tesis edilmeden,
ve aile sorumluluğu net biçimde hatırlatılmadan bu sorunlar çözülemez.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle eğitim sisteminde “değerler eğitimi” tali bir başlık olmaktan çıkarılmalı, merkeze alınmalıdır.
Öğretmenin sınıf içindeki otoritesi hukuki ve idari düzenlemelerle güçlendirilmelidir.
Ailelere yönelik bilinçlendirme ve sorumluluk programları zorunlu hale getirilmelidir.
Okullarda rehberlik ve psikososyal destek mekanizmaları etkinleştirilmelidir.
Ve en önemlisi…
Eğitim, yalnızca sınav kazandıran bir mekanizma olmaktan çıkarılıp;
insan yetiştiren bir medeniyet projesi olarak yeniden ele alınmalıdır.
Unutulmamalıdır ki;
Bugünün sınıflarında yaşanan her zafiyet, yarının toplumuna yansır.
Bu sebeple mesele, sadece bir okul meselesi değil;
doğrudan doğruya bir gelecek meselesidir.