DOLAR
49,6918
EURO
55,7233
ALTIN
6.384,76
BIST
11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Az Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
19°C
Pazartesi Çok Bulutlu
20°C
Salı Yağmurlu
16°C
Çarşamba Yağmurlu
14°C

Gece Unutkandır: Serin’in Kaybı ve Toplumsal Önyargılar Üzerine Bir İnceleme

Gece Unutkandır: Serin’in kaybı üzerinden toplumsal önyargıları sorgulayan derin bir inceleme ve insani empatiye çağrı.

Gece Unutkandır: Serin’in Kaybı ve Toplumsal Önyargılar Üzerine Bir İnceleme
07.06.2026 09:30
A+
A-

Bir yaz akşamında 17 yaşında kaybolan Serin Aksoy’un hikayesi, annesi Hale’ye ve Komiser Vedat’a uzanan çok katmanlı bir yolculuk olarak başlar. Serin’in cansız bedeni bulunduğunda geriye kalan on gün, zihinlerdeki izleri ve kokuların etkisini taşıyan bir ağ olarak örülür.

Roman, olayların hızlı zaman sıçramalarıyla ilerlediği, annelik duygusunun, kadınlık kimliğinin ve sosyal sınıf çatışmalarının izini sürer. Başkomiser Vedat’ın sözleriyle kurulan yüzleşme, “Hep 17 yaşında kalacaksın” şeklinde başlayan mücadeleyi hatırlatır ve bu mücadele, yalnızca bir cinayetin ötesine geçerek toplumsal dokunun kırılgan yönlerini de gösterir. Bu tablo, genç bir kızın kaybını anlatırken aynı anda önyargıların nasıl beslendiğini ve görmezden gelinen gerçeğin nasıl bir dizi kararın sonucuna dönüştüğünü okura aktarıyor.

Serin’in ölümü, kolektif bir cinayetin başlangıcı mıdır? Bu soruyu irdelerken yasal süreçler kadar toplumsal hafızanın nasıl işlediğini de ele alıyoruz. Kadın cinayetleri ve kayıplar karşısında, görünmezlik halinin nasıl bir korunma mekanizması haline geldiğini, sessizliğin ve dedikodunun nasıl şiddeti meşrulaştırabildiğini gösteriyoruz. Toplumsal önyargılarla hesaplaşmak, romanın ana kaygılarından biridir.

Olay örgüsünün arkasında yatan güç dinamikleri hakkında konuşurken, Linç kültürünün hızla kanaat üretme biçimini ve “bizden olmayanlar” olarak etiketlenen kişilere karşı haksız yargıların nasıl çoğaldığını irdeliyoruz. Sınıf ve aidiyet unsurlarının, masumiyet algısını nasıl şekillendirdiğini de bu bağlamda ortaya koyuyorum.

Anne olmakla anneliğe hazır olmak arasındaki fark üzerine parantezler açıyoruz. Erken ebeveynlik meselesi, kişisel hayat ile çocuklar arasındaki sorumluluk dengesi üzerinde durmayı gerektirir; sevgiyle birlikte suçluluk ve özgürlük arzusunun nasıl iç içe geçtiğini ısrarla gösteriyoruz. Kadınlara yüklenen rollerin, anneliğin nasıl yaşanması gerektiğine dair baskısı üzerinden ele alınması gerektiğini vurguluyoruz.

Vedat’ın koku ve hafıza odaklı yaklaşımı, bu hikâyede yalnızca bir dedektiflik yöntemi değildir; o, yas ve hafızanın bir yüzleşme yöntemi olarak koku aracılığıyla dünyayı okumayı sürdürür. Kokunun ani ve kaçınılmaz bir uyarı olarak, mekânlar ve duygular arasında görünmez bağlar kurması, hikâyeyi hafızayla kurulan bir roman haline getirir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.