Fidan’ın vizyonuyla bölgesel dayanışma, güvenlik ve barış için yeni bir müzakere akışını keşfedin; umut veren, kapsayıcı bir gelecek için yol gösteren bir rehber.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar’da Al Jazeera’ye verdiği röportajda, YPG/SDG ile Şam hükümeti arasındaki mutabakatı ve mevcut ateşkesin sürdürülmesini gündeme taşıdı. Fidan, taraflar kim olursa olsun uzlaşıya varılmasının Türkiye’nin çıkarlarına uygun olduğunu belirtti; ancak ulusal güvenlik endişelerinin ve kırmızı çizgilerin daima göz önünde tutulacağını vurguladı. ABD güçlerinin DEAŞ tutuklularını Suriye’den Irak’a taşıması, ateşkesin önemli bir gelişme olduğuna işaret eden bir adım olarak değerlendirildi ve bu çabanın uluslararası topluluk tarafından desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.
SDG’nin Suriye’deki PKK uzantısı olduğuna ilişkin sorulara yanıt veren Fidan, SDG’nin Suriye’de PKK’nın dört ülkedeki hedefleri için bir araç olduğuna dikkat çekti. Kürt bölgelerine adil yaklaşım gerektiğini belirten Fidan, SDG ve diğer taraflardan gelen yaklaşık 300 silahlı unsurun Türkiye’ye karşı saldırı amacıyla kullanıldığını ifade etti ve bu tehditlerin ortadan kalkması gerektiğini söyledi. Ayrıca tek bir otorite ile yöneten bir ordunun gerekliliğini vurgulayarak, polis güçleri ve diğer konuların Şam ile SDG arasında düzenlenebileceğini kaydetti.
Trump yönetiminin hedefleri bağlamında, Gazze’de ateşkesin tesisine ve Ukrayna krizinin iki taraflı etkileşimine değinen Fidan, Suriye açısından yeni yönetimin sorunları çözmesini ve uluslararası topluluğun sorumlu bir paydaş olmasını hedefleyen bir yaklaşımı işaret etti. Şam hükümetinin koalisyonla ilişkisini sürdürmesi gerektiğini ve SDG ile olan meselelerin kapsamlı görüşmelerle çözülebileceğini belirtti. Fidan ayrıca, bölgedeki barış çabalarına destek veren bir arabuluculuk grubunun çekirdeğinde Türkiye’nin bulunduğunu ve gerektiğinde Uluslararası İstikrar Gücü için askeri katkıya hazır olduklarını ifade etti.
Hedefler Bölgesel Dayanışma ve Yeni Bir Güvenlik Mimarisi doğrultusunda, Gazze planının ilerleyişi ve Barış Kurulu’nun rolü üzerine görüşlerini paylaşan Fidan, bölgede karşılıklı güvenin inşa edilmesinin hayati olduğuna işaret etti. İsrail ile ilişkilerdeki kopuşun ittifaklar ve politikalarla izah edilebileceğini kaydeden Fidan, bölgesel politikaların değişiminin Türkiye için daha kapsayıcı bir güvenlik mimarisine ihtiyaç doğurduğunu vurguladı.
İran ve bölgesel işbirliği konularında, İran’ın daha açık politikalar benimsemesi gerektiğini belirten Fidan, bölgesel güvenlik için ortak çabaların ve dayanışma ağlarının kurulmasının önemine değindi. İsrail’in olası İran saldırılarında ana hedefinin ne olabileceği konusundaki değerlendirmeleriyle, halkların dış müdahaleye karşı birleşmesi gerektiğini ifade etti. İran konusunda bölgesel işbirliğini güçlendirmek için belirli politikaların değiştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Barış ve güvenlik için yeni bir çerçeve vurgusuyla, Suudi Arabistan-Pakistan arasındaki savunma anlaşmasına paralel olarak Türkiye’nin bölgesel dayanışma platformu kurma hedefini ortaya koydu. 2-3 ülke ile başlayan süreçlerin zamanla bölge kapsamına genişleyebileceğini söyleyerek, hegemon güçler tarafından dayatılan modeller yerine kendi çözüm kapasitemizi güçlendirecek bir yapı oluşturmaya odaklanmayı amaçladıklarını belirtti.
Rusya-Ukayna savaşında uzlaşı arayışı kapsamında, tarafların birkaç kilit noktada ilerleme kaydettiğini ve Türkiye’nin esir değişimi, insani konular gibi konularda kolaylaştırıcı rol oynadığını ifade etti. Barış anlaşmasının yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki bir mesele olmayacağını, Avrupa ile Rusya arasındaki ilişkilere de etki edeceğini vurguladı. NATO ve Avrupa güvenliği konularında, bölgesel kapasitelerin artırılmasının gerekliliğine değinen Fidan, Birleşik Krallık, Türkiye ve bazı büyük Avrupa ülkelerinin ortak bir güvenlik mimarisi kurması gerektiğini ifade etti. Böyle bir yapı, ABD veya Çin’in baskısı altında kalmadan bölgesel ağırlık merkezlerinin oluşmasına imkan tanıyacaktır.