Çekim Yasası’nı arkeolojik derinliklerle keşfedin; aşkın, hayal gücü ve bilimin bir araya geldiği etkileyici bir yolculuk.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde açılan yeni sergi, geçmişin izlerini hissedilen duygularla bir araya getirerek ziyaretçiyi düşünsel bir yolculuğa çağırıyor. Çekim Yasası başlığıyla karşımıza çıkan bu sergi, arkeolojinin kadim hikâyelerini insan hayal gücü ve aşkın incelikleriyle yeniden kuruyor; merak, arzu ve keşfin sınırlarını disiplinlerarası bir diyalogda bir araya getiriyor.
Küratör Eda Berkmen önderliğinde sergide yer alan eserler, arkeolojinin izlerinden beslenen yaratılarla seyirciye yeni anlamlar sunuyor. Ziyaretçiler, bir arkeoloğun toprakla kurduğu bağı ve iki kişinin birbirine yaklaşırken hissettiği çekimin ortak köklerinden doğan bir anlatıyla karşılaşıyorlar. Sergide; Aslı Çavuşoğlu, Ayça Telgeren, Basim Magdy, Cem Örgen, Fatma Belkıs, Gizem Karakaş, İlhan Koman, James Mellaart ve Mathilde Melek An’ın üretimleri bir araya geliyor ve farklı perspektifler üzerinden bir bütünlük oluşturuyorlar.
Görünmez bağlar teması, Aslı Çavuşoğlu’nun “Taşlar Konuşuyor” adlı çalışmasıyla somutlaşıyor. Arkeolojik eser kopyaları ve çeşitli malzemelerden oluşan serinin 71 parçasından seçilen 10 objeden oluşan bu eser, kazıdan çıkarılan ve etütlük olarak sınıflandırılan arkeolojik kalıntıların değer atıflarını yeniden sorguluyor. Çavuşoğlu, niteliksiz ya da eksik olarak görülen parçaların kopyalarını üreterek, hangi referansların neye göre seçildiğine dair soruları gündeme taşıyor.
Çatalhöyük kazılarının arşivinden bir seçkinin sergide merkezi bir konumda yer alması, James Mellaart’ın çalışmalarının sanatla kurduğu bağı güçlendiriyor. Kazı defterleri, fotoğraflar ve metinler, 1961–1963 yılları arasındaki ilk kazılar sırasında kaydedilmiş arşivsel dokuyu sergide kronolojik ve tematik bağlarla ilişkilendiriyor. Bir alanı keşfetmenin aynı zamanda bir hafızayı keşfetmek anlamına geldiğini hatırlatan bu bölüm, serginin bütünündeki bağı güçlendirici bir işlev görüyor.
Mathilde Melek An’ın “Yüz Yüze” isimli sanatçı kitabı ailesel arkeolojiyi izlerken, Ayça Telgeren’in “Kaf” adlı çalışması antroposen katmanları üzerinden yitirilmiş bilimsel iddiaları, mitolojik öyküler ve somut bir coğrafyanın kesişiminde kozmik bir dağ kuruyor. Bu yüzden sergi, sadece sanatçılar arasında değil, farklı zamanlar arasında da görünmez bağlar kuruyor. 6 Eylül’e kadar sürecek olan sergi, ziyaretçilere basit gibi görünen bir soruyu derinlemesine hatırlatıyor: İnsan geçmişi neden bu kadar derin bir merakla kazıyor?
İlhan Koman sürprizi olarak sergiye damga vuran bir başka unsur ise, 1956 tarihli İsimsiz heykelin yıllar sonra yeniden izleyiciyle buluşması. Nil Yalater’e armağan edilen bu heykel, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan Hitit güneş kurslarından esinlenerek ve sembolik ile totemik çağrışımlar arasında salınan bir figür olarak sergileniyor; arkeolojinin kendi içinde bir arkeolojik bakışla yeniden ele alınışı olarak değerlendiriliyor.