Baykam, Picasso’da Yeni Diliyle Les Demoiselles Revisited’ı uyum ve yüzleşmelerle yeniden yorumluyor; sanatın sınırlarını keşfediyor.

Ressam Bedri Baykam, Paris’te geçen yıl ilk kez görülen sergisinin İstanbul’a taşınmasıyla izleyicileriyle buluştu. Baykam’ın uzun süreli arayışı ve üretim sürecinin çok katmanlı yansımaları, bu sergide Picasso’nun 1907 tarihli “Les Demoiselles d’Avignon”u etrafında bir araya geliyor. Sergiyi Baykam’dan dinlemek için Piramid Sanat’a davet edildik.
“Les Demoiselles d’Avignon” gibi dev bir eserin ardından uzanan bu diyalog, bu serginin yolunu nasıl şekillendirdi? Picasso’nun eserleriyle çocuklukta başlayan temas, Baykam’ın yanında büyüyüp olgunlaşan bir ilgiye dönüştü. On sekiz yaşında başladığı serüvende, 12 yaşında yaptığı Picasso odaklı bir sunumun izleri hâlâ hatırda. Amerika’da geçirdiği yıllar sonucu, “Fahişenin Odası” adlı resmiyle kendi içsel bir dönüşümü tetikledi ve bu çalışma, “Les Demoiselles d’Avignon”un kuzenine benzeyen bir yaklaşım barındırdı. 1989’da ürettiği bir dizi eser, bu bağın derinleştiğini gösterdi ve Baykam bu kez tüm sanat yaşamını bu bağlama odaklamaya karar verdi.
Bu uzun yol, sergiyi İstanbul’a taşıdığında hangi yeni unsurların ortaya çıkmasına yol açtı? Baykam, kariyerinin başından itibaren tekrarlamayan bir dil inşa etti. Böylece hem piyasa bağımsızlığına hem de kendi geçmişinden bağımsızlığa vurgu yaptı. 1987 ile 1994 arasındaki Yaşayan Sanat (Livart) multimedya projeleri bu özgürlüğün mimarları oldu. İstanbul’da ise Paris sonrası bu çok katmanlı yaklaşımı mekânla ilişkili yeniden kurguladı; farklı tekniklerin ve disiplinlerarası katkıların bir araya geldiği zengin bir ortam yaratıldı. Ziyaretçiler, sergide 1907 Fransa’sını hissetmenin ötesinde, 1960–70’lerin İstanbul ve Paris kimliklerini de iç içe deneyimliyorlar. Hatta 15. YY Mehmet Siyah Kalem Orta Asya atmosferini bile avuçlarının içinde hissetme şansına sahipler.
Çocuklukla uzanan bu karşılaşmanın üretimine yaptığı etki nedir? Bu erken temas, bugün resimlerinize nasıl yansıyor? Baykam’ın kendine olan güveni, çocukluktan itibaren kendi üretimini beğenmeye dayalıdır. Başkalarının beğenisinin ya da onayının egoyu okşamasına yol açsa da asıl belirleyici olan kendi çalışmalarını takdir edebilmesidir. Picasso’yu, kendi yolunu özgürce çizebilmesi ve risk alması nedeniyle özenli bir kaynaktan ilham alan bir figür olarak görüyor; bu fark, farklı dönemlerdeki üretimlerinde sürekli kendini gösteriyor.
Radikal bir estetik yeniden okumaya girişirken kendi sınırlarınızı nasıl tanımlıyorsunuz? Picasso ile Matisse’nin rekabetinin modern sanata yön verdiğini vurgulayan Baykam, sergide bu dinamiği derinlemesine anlatıyor. Fovizmin etkisini aşma çabasıyla gelen sıfırlama ve yeniden yazma eylemi, kendi estetik dilini sürekli zenginleştirdi.