DOLAR
49,6272
EURO
55,9397
ALTIN
6.562,14
BIST
11.577,12
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
22°C
İstanbul
22°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
21°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
18°C
Pazar Çok Bulutlu
20°C
Pazartesi Çok Bulutlu
19°C

Yalnız Kadının Hikâyesi

Yalnız Kadının Hikâyesi
22.10.2026 08:31
A+
A-

 

Kendi kendime

“Belli ki sinesinde biriken yükler ağır,

suskunluğundandır bu yankılanan sesler”

diyorum.

 

Gündüz kavurucu bir sıcaklıkla boğuştuktan sonra ihtiyar bir adamın yavaşça ilerleyişi gibi yerini serin bir akşama bırakır. Etrafımda dalları evimin penceresini yalayan ağaçlar gecenin ıssızlığını terennüme başlarken sokaklar içine kapanan bir âşık gibi suskunlaşır. Her akşam aynı saatte geçtiğim bilgisayarımın başına bugün de geçerken eski ahşap masamdan çıkan sesler akşamın karanlığına karışır gider. Gecenin zihnimi uğultulu düşüncelere saldığı bu saatlerde gözüme istemsizce apartmanımın solundaki üç katlı aile konutu ilişir. Öyle mahzun görüntüsü var ki apartmanın, içinde ne hikâyeler barındırılır bilinmez. İki katı gizemlerle dolu görünse de her şeyi ile meçhuldür: kimin yaşadığını, kimin gelip gittiğini bilemeyiz. Ama en üst katın hayaletâmiz silüeti karanlığın gelişiyle yüreğime işleyen bir sızıyı andırır.

Beli bükülmüş, balkon korkuluklarına tutunarak yürümeye çalışan o yaşlı kadın… Hayatın onu gündüzün garipliklerinden soyutlayarak geceye hazırladığı o kadın… Evlatlarının varlığının bilinmediği buna karşılık kendisini gecenin sessizliğine emanet eden kadın… Sabahın ilk ışıkları ile birlikte pencerelerine çekilen perdeler onu gizler, yok gibi yaşadığını düşünürsünüz. Evin görünen iki yanından baksanız dahi ne bir gölge ne bir ses ne de bir detay bulunur kendisi hakkında.

Ama geceleri… O, çığın sürüklenirken önüne kattıklarını sürükleyişi gibi çöken geceler, içinde fırtınalar kopan dalgalar misali kıpırdamaya başlar. Her attığı adımı bir sonmuş gibi tereddütle ve korku dolu o gözlerle ilerlerken etrafında bulduğu hemen hemen her şeye tutunan o ellere şahit olmak istemezsiniz. Balkonu eski püskü eşya ile doludur. Bunun sonucu olarak paslı trabzanlar, yaşadığı belki de yaşamadığı zamanın ağır yükünü taşıyan kollarına yükler. Çok uzak olmasa da titreyen elleri, etrafa karıncanın yürüyüşü gibi sesler işittirir.

Bazen her şeyi bırakır da ona ve yaşamına dalınca her hareketinin bir telaşı, attığı her adımın yıllanmış yorgunlukları barındırdığını görürsünüz. Gece ilerledikçe öyle anlar kapınızı çalar ki tutunmaz da düşerse korkusu boğazınızdan yüreğinize doğru sımsıkı sararak ilerler. Kendi kendime “Yalnızlık ne menem bir şeymiş” dediğimi duyuyorum. Ve anlıyorum ki yalnızlık denen o sinsi şey, en çok onun incecik bedeninde görünür oluyor. Ben de kalemimle yaşlı bir bedenin güçsüz bir yüreğin sessiz çığlıklarına misafir olduğumun bilincine varıyorum.

Gece, kendini uyumak isteyip de uyumayanlara hazırlıyor gibi. Koyu karanlık inceden inceye siniyor sinelere. Bir türküyü tutturmuş bu hengameyi aralıklarla yanıp sönen ışıkları yırtıyor. Onun gibi titrek ve onun gibi yorgun o sarı aydınlık, durmaya yüz tutmuş bir kalbin atışlarına benziyor: bir atıyor, bir duruyor… Kimi zaman karıncanın hışırtısını andıran hafif hışırtılar yahut belli belirsiz sesler çalınıyor kulaklarıma. Anlamı yok işitilenlerin. Ona rağmen yüreğimde dinmez sızıları doğuruyor. Kendi kendime “Belli ki sinesinde biriken yükler ağır, suskunluğundandır bu yankılanan sesler.” diyorum.

Çok gariptir gecelerde yaşadığım bu olay. Onca sorunlar yumağının içinde mağrur duruşundan ödün vermiyor ihtiyar kadın. Ne yükselen bir feryadını duyuyor kimseler ne de bir serzenişine şahit oluyorum balkonunda. Dedim ya beli büküktür ama hala dimdik hala suskunluğunda onur saklıdır.

Onca zamandır gözlerim bir misafirini görmedi: Ne gelenin ayak sesi ne de gidenin üzüntüsü… Ve her geceme uzanan ses yine çınlıyor kulaklarımda: Birileri var mı onu duyan? Hala onu arayanı var mı? Yoksa bu dünyada unutulmak, kaderine mahkûm olmak insanın sancılı yalnızlığı mı?

Biliyorum… Bir gün, olabildiğince sessizliğine alıştığım o harabe evden yükselecek sesler. Sonra garip bir sessizlik çöküverecek sokağa. Yakınında bulunan ayaklı camide tanıdık bir ezginin ardından titrek bir selası yankılanacak megafonlarda. İnsanlar benim gibi pencerelerine koşacak amansızca. Karanlık sessizliklere gömülen sokak, bir süreliğine uyanacak. Ama ne acıdır ki, o selada yankılanacak ismi ben hiç öğrenememiş olacağım. Adını bilemeden yüreğimin derinliklerine kazınan bu yalnız kadının hikâyesi, sessiz bir yok oluşla tamamlanacak belki de.

En acısı da bu değil mi: aynı gök kubbenin altında zevke meftun bir edayla nefes alırken veyahut aynı sokağı paylaşırken okunacak bir selada ilk kez duyacağım isme üzüleceğim. İşte o zaman modernite veya global dünya teranelerini akademik yazılardan değil de kendi kaderinin soğuk sularında can veren bir kadınla anlıyorsun yanı başındakine yabancılaşmayı, fark edilmeden kaybolmayı…

 

İletişim: [email protected]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.