Türkiye’nin bölgesel istikrarını güçlendirmek için iç dayanıklılık ve sınır güvenliği odaklı stratejiler, istikametli ve sürdürülebilir bir gelecek sunuyor.

İran’da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama ya da çözülme yalnızca Tahran’ın iç meselesi olarak kalmayacak; bu durum dalga dalga çevre ülkelerde yeni bir istikrarsızlık kuşağı doğurma potansiyeline sahiptir. Bizim politikamız nettir: krizlerin akıntısına kapılan bir ülke olmayacağız. Türkiye, yangının büyümesini destekleyen bir aktör konumuna asla ulaşmayacak; tam tersine, yangını sınırlayan, gerilimi dengeleyen, kutuplaşmayı yatıştıran ve bölgesel aklı yeniden inşa eden merkezi bir güç olarak konumunu güçlendirmek zorundadır.
İç cephenin sağlamlığı, dış baskıların etkisini önemli ölçüde azaltır. İç dayanıklılık güç kazandıkça bölgesel krizler Türkiye için sürdürülebilir riskler haline dönüşmekten çıkar ve yönetilebilir hale gelir. İran sahasında oluşabilecek ağır bir kırılmanın etkisi yalnızca Tahran’ı ilgilendirmekle kalmaz; bu sarsıntı dalga dalga Türkiye’nin doğu sınırlarına, güvenlik mimarisine, göç hareketlerine, ekonomik dengelere ve iç istikrara uzanabilir.
Her durumda sınır güvenliği en üst düzeyde güçlendirilmelidir. İran hattında ortaya çıkabilecek her muhtemil senaryo için çok katmanlı ve hazırlıklı bir yaklaşım benimsenmelidir. Bu yaklaşım, ülkenin güvenliğini sağlamak ve istikrarı korumak için vazgeçilmez bir önceliktir.