Suriye’de yeni denge: Ankara’nın diplomasi ekseni ve bölgesel etkilerinin analizini sunan kapsamlı bir bakış.

Şam yönetimi ile YPG arasında imzalanan anlaşma süreci, haritaların yeniden çizildiği bu dönemde Ankara’nın diplomasi ve istihbarat çalışmalarıyla şekillendi. Sahadaki görünür aktörler kadar perde arkası temaslar ve koordinasyonlar da kritik rol oynadı. Milli İstihbarat Teşkilatı, MSB ve Dışişleri Bakanlığı ile uyumlu ilerleyerek Türkiye’nin riskleri azaltması ve göç dalgasını engellemesi için hassas bir süreç yürüttü. Cumhurbaşkanı’na sahadaki gelişmeler hakkında düzenli bilgi akışı sağlandı ve talimatlar bu temaslarla yönlendirildi. Sivillerin zarar görmemesi amacıyla operasyonda dikkatli bir yaklaşım benimsendi ve çatışmalarda sivil kayıpları en aza indirildi. ABD başta olmak üzere uluslararası koalisyon ortakları ve bölge ülkeleriyle kurulan diyalog, sürecin geniş bir koordinasyonla ilerlemesine olanak tanıdı. Şu aşamada değerlendirmeler, imzalanan antlaşmanın ülkenin bütünlüğünü garanti altına aldığı ve ekonomik kaynakların tüm Suriyeliler için adil olarak paylaştırılacağı yönünde güçlendiriliyor.
İmzaların sahada hayata geçirilmesi için 14 maddelik çerçeve üzerinden ilerleyen süreçte SDG’nin lağvedildiği ve özerk bir yönetim yapısının oluşturulması ihtimalinin büyük ölçüde ortadan kalktığı değerlendiriliyor. Özellikle Fırat’ın doğusundaki konfigürasyonun yeniden şekillendiği bu dönemde ABD’nin YPG-SDG himayesini geri çektiği yönündeki tespitler de artıyor. Ankara’nın uzun zamandır savunduğu “Suriye’deki tüm unsurların devlete entegrasyonu” hedefi, bu sürecin kilit noktası olarak öne çıkıyor.
Üç kilit başlıkta önemli gelişme kaydediliyor. Sınır güvenliği artık Şam yönetiminin sorumluluğunda olacak ve Türkiye-Suriye hattında yeni bir denge kurulacak. Ayrıca DEAŞ’la mücadelede tutuklu kamplarının güvenliği ve yasal sorumluluğu Şam’a devredilecek; bu adım, ABD’nin YPG’ye olan dolaylı desteğini azaltıcı bir gelişme olarak görülüyor. Gaz ve petrol sahalarının idaresi tamamen Suriye hükümetine geçerek özerk yapı ihtimalinin zayıfladığı ifade ediliyor.
Bu bağlamda Ankara için kilit sonuçlar şu şekildedir: Sınır güvenliği tamamen Şam’a devrediliyor; kamplardaki güvenlik Şam’a geçiyor; kaynak yönetimi ve gelirlerin hükümet tarafından kontrolüyle özerklik tartışması geride kalıyor. Kürt halkına ilişkin yeni bir vatandaşlık yaklaşımı ve dil hakları konusundaki kararname, Kürtlerin yasal olarak güvence altına alınması yönünde değerlendiriliyor ve PKK ile Kürtler arasındaki ayrışmanın netleştiği görüşleri baskın hale geliyor.
Ankara perspektifi, üç ana başlık üzerinden şekilleniyor: Sınır güvenliğinin ve güvenlik politikalarının Şam’a devri, terör unsurlarının bölgeden temizlenmesi ve kaynakların merkezi yönetim üzerinde toplanması. Bu süreç, SDG-YPG’nin son bulması ve özerk yapı arzularının son bulması anlamına geliyor. Böylece Türkiye’nin amacı, bölgeyi, kendi dinamikleriyle uyum içinde güvenli bir yapı haline getirerek terörden arındırılmış bir istikrar sağlamak olarak tanımlanıyor.