Sözcüklerin anlamını keşfedin: Bölünmüş gerçeklik ve akışın nasıl şekillendiğini anlamlı bir yolculukla inceleyin.

Elektrik kesintisinin küresel etkileriyle başlayan öykü, Duru ve Demir’in dünyasında yeniden örgütleniyor. Kısa süre sonra aşkları, kaotik ortamın içinden filizlenir; Duru eski eşyalarla Cumhuriyet’i betimleyen bir panorama kurmaya çalışırken Demir satış pazarlama sorumluluğunu yürütüyor. Koleksiyonuna katmak istediği Sadettin Kaynak’ın Türkçe ezan plağı, olayları bir arada tutan ipleri güçlendirir.
Roman, kurmacanın arasına Cem Akaş’ın kendine özgü müdahalelerini de katar; sosyal medyaya düşen bir paylaşım, yakın geçmişe dair bir anı ve ansiklopedik bilgiler arasındaki geçişleri sürekli hatırlatır. Sonda yalnızca iki sevgilinin aşk sözlüğü yayımlanmakla kalmaz, aynı zamanda romanda işlenen bölünmüş gerçeklik meselesi, makalelerle genişletilir ve okuyucuya düşünsel bir panorama sunar.
“Sözcüklerin Anlamı”nda kendini kaptıran okur, beklenmedik meselelerin içine savrulur. Bu sıra dışı tekniğin amacı nedir ve geri dönüşler nasıldır? Günlük yaşamın her anı artık ekrandaki iki boyutlu akışla bölünüyor; bu bölünmüşlük, romanın kendini kurduğu temel dinamiktir. Yeni bir roman poetiği öneriliyor; modern roman, yaşamın formlarını kullanmaya devam ederken postmodern yaklaşım da kendi dönemin özelliklerinden beslenir. Bugün içinde bulunduğumuz dönemde, okuyucunun bu bölünmüşlükle barışık olması, beynin bu algı biçimine hızla adapte olması dikkat çeker.
Bir yanda roman içinde sözlük ve kılavuz; diğer yanda ‘bölünmüş gerçeklik’, iki ayrı akış olarak karşımızda duruyor. Sizin açınızdan fazla çalışmanın ve bölünmüşlüğün anlamı nedir? Mutfağınızda neler yaşandı? Şeytan azapta gerek; üç ayrı roman projesinin birleşimiyle doğan “Sözcüklerin Anlamı”, dünya üzerinde elektriklerin kesilmesini merkeze alan bir tasarım, kendi dillerini geliştiren iki sevgilinin aşkını konu alan bir başka proje ve Cumhuriyet tarihine atıf yapan bir pişmanlık müzesini kurmaya çalışan bir kadının öyküsünü tek bir çatı altında topluyor. Mutfağa düşen tava sesleri, malzemenin bir kısmının köpeğe kaptırılması gibi anekdotlar, kaostan düzenin doğacağını gösteriyor.
Romanda akışın sürükleyici gücü üzerine konuşurken, akıştan çıkış için bir yol haritası var mı? Akıştan çıkmayı değil, daha derinlere dalmayı tercih ederim. Gelecekte hayat akışı ile medya akışının artık ayrı çizgilerde değil, tek bir entegre akışta birleşeceğini öngörüyorum. Bu entegre akışta, iyi yüzemeyenler eleştirel bir şekilde görülebilir; bölünmüş gerçekçilik ve roman teknikleri, yeni bir sıçrama için kapıyı aralayabilir. “Dilden çok korkuyoruz” ifadesi bu noktada dikkat çekici bir vurgu oluyor.
Demir ve Duru’nun ortak bir dil geliştirme çabası, onları sosyal çevrelerinden ayırırken dostlarının zaman içinde onları terk etmesine yol açar. Dilin yakınlaştırıcı ve yabancılaştırıcı yönleri üst üste düşüyor; bu dinamik, ilişkilerin kendine özgü dil-kodlarını nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Çocukluğumdan beri dilin gücü ve zayıflığı beni büyüledi; küçüklüğümden beri nasıl anlatacağımı, başkasının söylemiş olduğum şeyi doğru kavrayıp kavrayamayacağını düşünürüm. İnsanlara bakışımla dilin ifade biçimlerini, ilişkilerin dilsel kullanımını incelemek benim için temel bir uğraştır. Küçük şeyler bile etkili olabilir; dilin sertçe telaffuz edilmesi veya belirli bir kelimenin davranışları nasıl değiştirdiği gibi. Bu yüzden dilin korkusu, anlamın sınanmasıyla bir arada yürür.
Bu metin, dilin hem yakınlık kurma hem de mesafe koyma işlevlerini ortaya koyarken, günlük iletişimin ötesindeki zenginliğini de gözler önüne serer.