Osmanlıdan Cumhuriyet’e Islahat Zinciriyle 20. yüzyıla uzanan dönüşümün ana hatlarını keşfedin; reformlar, toplumsal değişim ve modernleşmenin izleri.

Gerek Cumhuriyet karşıtlarının devrimleri eleştirdiği, gerekse devrimi övenlerin Osmanlı’da başlayan modernleşme süreçlerini göz ardı etmediği bir tartışmada, yeniliklerin tek bir hamlede ortaya çıktığı görüşünün ötesine bakıyoruz. Bu yazıda, Cumhuriyet dönemi yeniliklerinin önünü açan erken tohumları ve Cumhuriyet öncesindeki ilerlemelerin derinleşen bir modernleşme serüvenine nasıl dönüştüğünü inceleyeceğiz.
İTÜ’nün temelinin III. Selim döneminde atıldığı, Mühendishâne-yi Berrî-yi Hümâyun’un 1795’te açılmasıyla mühendislik eğitimine odaklanan köklü bir yapı olarak görüldüğü vurgulanır. Türkiye’nin modernleşme yolculuğu bazen Cumhuriyet’le özdeşleşse de, araştırmalar bu serüvenin Lale Devri’ne kadar uzandığını ortaya koyar. Zafer Toprak’ın ifadesiyle Batı’ya açılım süreci Tanzimat’a ve hatta daha gerilere, Lale Devri’ne kadar uzanır. 1718-1730 yılları arasındaki bu dönemde matbaanın gelişmesi, askeri reformlar, çevrimin Batı etkileri ve tıp alanındaki gelişmeler başlıca odaklardandır.
1789’da tahta çıkan III. Selim ise önemli reformlar kazandırdı. Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk ise bu uzun reform dalgasını fark etmiş ve 5 Kasım 1925’te Ankara’da Hukuk Mektebi’nin açılışında, “Türk milletinin muasır medeniyetin vasıflarından ve feyzlerinden istifade etmek için en azından 300 seneden beri gayret ettiğini” belirterek bu süreci görmüştür.
Fransız İhtilali ve onun etkisi, Zürcher’in Modernleşen Türkiye’nin Tarihi adlı eserinde yeniden yorumlanır. Bu devrim, monarşilerin zayıflamasıyla ulus devlet fikrini ön plana çıkarmış ve Osmanlı için de bir deprem hükmü görmüştür. II. Mahmud’un reformlarıyla Yeniçeri Ocağı kaldırılarak modern bir ordu kurulur; Avrupa usulü Kabine sistemiyle sadrazamlık etkisini farklı bir biçimde yeniden yapılandırılır. Bu dönemde, tıp, harp ve eğitim alanlarında da batı modellerine uyum sağlanır.
Kılık-kıyafet ve disiplin alanında da yenilikler getirildi. Avrupa tarzı kıyafetler giyilmeye başlandı ve devletin nitelikleriyle uyumlu bir giyim standardı benimsenirken, bu süreçte yabancı eğitimcilerin rolü büyüktü. 1839’da kurulan Askeri Tıp Okulu ve Harp Okulu gibi kurumlar, geleceğin reformcu kadrolarını yetiştirmeyi amaçladı. Ayrıca Batı dillerinin öğrenilmesi bu okullarda temel bir gereklilik olarak görülüyordu.
Namık Kemal ve Keçecizâde Fuad Paşa gibi isimler Tercüme Odası’nda yetişerek Batı ile ilişkileri güçlendiren figürler olarak öne çıkar. Namık Kemal’in düşünce dünyası, II. Mahmud’un reform çabalarıyla paralellik gösterirken, Keçecizâde Fuad Paşa’nın önderliğinde özellikle kadınlara yönelik özgürlük düşüncesinin de reformlar arasına girdiği not edilir. Fuad Paşa’nın vizyonu, vilâyet teşkilatı, Galatasaray Lisesi ve Darülfünun gibi hizmetlerle somutlaşır; bu süreçte kadın haklarına yönelik değişiklikler üzerinde de çalışılmıştır.
Nizam-ı Cedid hareketiyle başlayan reformlar, II. Mahmud döneminde daha radikal adımlarla sürdürülür. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ve yerine modern bir ordu kurulması bu dönemin kritik adımlarındandır. Ayrıca bakanlıklar sisteminin standartlaşması, Divan’ın yetkinliğini kaybetmeden yönetimin daha merkezi bir yapıya kavuşmasını sağlar. Askeri tıp, harp ve eğitim alanlarındaki kurumlar, Batı eğitim tarzına uyumlu olarak kurulur. Avrupa kıyafetlerinde de belirgin yenilikler yapılır; sakal ve bıyık düzenlemelerinden, özel görevler için farklı kıyafetler benimsenir. Bu süreçler, ileride Cumhuriyet’in seküler ve çağdaş bir devlet kurma hedefleri için zemin hazırlar.
YARIN: Osmanlı seküler hukukla tanışıyor