Macide Mustafa: Saray içindeki yaşam mücadelesinin içten ve etkileyici öyküsü; güç, zarafet ve direnişin altı çiziliyor.

Osmanlı tarihinin gölgesinde kalan pek çok kadının yanı sıra Saray’da yaşamış, ama adı bugün çoğu kişi tarafından pek hatırlanmayan bir isim var: Macide Mustafa. II. Abdülhamit’in gelini olan bu hanımefendi, 1927’de Ádám Parsian’ın eseriyle Macaristan’da yayımlanan ve daha sonra Mundi Kitap tarafından yeniden basılan “Macide – II. Abdülhamit’in Gelininin Anıları” ile hatıraya geçmiş durumda. Kitap, sarayın kapalı dünyasına dair içten bir bakış sunmasının yanı sıra bir kadının yaşam karşısında nasıl dirençli olabildiğini de gözler önüne seriyor.
Saraydaki mücadele Macide Mustafa, yaşamına dair dönemeçleri çocuk yaşta atılan bir karar olarak görüyor: 13 yaşındayken II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abdülkadir Efendi ile evlendiriliyor. Sarayın içine düşen bu evlilik, masalsı bir hikâyeden çok uzun soluklu bir mücadeleye dönüşüyor. Abdülkadir Efendi’nin bitmek bilmez tavırları, aşk maceraları ve hanedanın sürgün süreçleri, boşanma protokolları ve daha nicelerini içeren zorluklar, Macide Hanım’ı yılmadan ayakta tutuyor.
Güzellik sektörüyle açılan kapı Dönemin şartlarına rağmen atılan adımlar son derece cesurca: kocasından ayrılabilmek için mahkeme yoluna başvuruyor, çocuklarının velayeti için haklar elde ediyor, maddi bağımsızlığını kuruyor ve ticaretle uğraşmaya başlıyor. Budapeşte’de bir güzellik salonu açması, bu dönemde Osmanlı hanedan kadını için alışılmışın ötesinde bir yaşamın göstergesi oluyor. Kitap, sarayın gündelik yaşamını içerden görmenin en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor; saray protokolleri, ailenin günlük düzeni ve dönemin sosyal atmosferi bu eser aracılığıyla yeniden okumaya dayanıyor.
Yıllar süren bir yaşam mücadelesinin ardından, Macide Mustafa’nın hayatı 1933 yılında verem nedeniyle sona eriyor. Ancak Budapeşte’de tanınan bir simge haline gelen Macide, gazetelere verdiği röportajlar ve aldığı teklifler ile toplumun dikkatini çekmeye devam ediyor. Örneğin Osmanlı’da saray hayatını konu alan “Doğu’nun Prensesi” adlı filmde başrol oynaması, maddi bağımsızlığını pekiştiren adımlar arasında yer alıyor. Çevirmeni Tarık Demirkan’ın aktardığı sözlerle, Macide Hanım’ın kendi yaşamını anlattığını görüyoruz: “Sultan II. Abdülhamit’in gelini Budapeşte’de film yıldızı olmuştur.”
Sarayın muhbir kadınları Anılarında, II. Abdülhamit ile son görüştüğü anları da ayrıntılı şekilde aktaran Macide Hanım, Beylerbeyi Sarayı’nda hükümdarın gözetim altında tutulduğu günleri de anlatıyor. Mahkemenin ve hükümetin güvenini kazanmış bazı kadınların odada bulunması, görüşmelerin nasıl geçeceğini ciddi şekilde etkilediğini aktarıyor. Bu kadınların görevine ilişkin net ifadeler kullanıyor: “Daha sonra öğreneceğim gibi, bu kadınların görevi, konuşmaları hafızalara kaydetmek ve siyasetle ilgili hususları bağlı oldukları makama bildirmekti.” II. Abdülhamit için ise “70 yaşına giren sultan ancak ‘50’lerinde görünüyordu” ifadesiyle hatırlarda yer ediyor.