Kıbrıs’ta ABD-İsrail ağının genişlemesini, yerleşimleşen stratejileri ve bölgesel etkileri inceleyen kapsamlı analiz.

ABD’nin Güney Kıbrıs’ta son yıllarda sürdürdüğü askeri ve istihbarat yakınlaşması, Rum Yönetimi’nin güvenlik mimarisini derinlemesine dönüştürüyor. Washington’ın Rum Milleti Muhafız Ordusu’nu özel operasyon ve siber savunma konularında eğittiği belirtilirken, bu adımların sahadaki yürütülen politikalarla iç içe geçtiği ifade ediliyor.
Ömer Bilge Kıbrıs’tan aktardığı bilgilere göre, ABD unsurları Güney Kıbrıs’a ulaştı ve anti-terör birimlerine, 6. Filo’yu kapsayan kuvvetlere eğitimler verdi. Rum güvenlik güçlerine yöneltilen bu eğitimler, özellikle kitle gösterileri karşısında nasıl müdahale edileceğine dair protokolleri içeriyor. Bu süreç, Washington’un adadaki varlığının ve etkisinin en açık kanıtı olarak gösteriliyor.
Beş yıllık sürecin mirası olarak değerlendirilen gelişmeler, sadece resmi anlaşmaların ötesine geçiyor; ABD’nin Kıbrıs’a yerleşmesi uzun bir geçmişe dayanıyor. Beş yıl öncesinden itibaren adım adım ilerleyen bu süreç, pratikteki uygulamaları ve askeri iş birliği anlaşmalarını kapsıyor. Rum Yönetimi’nin de bu süreçte “ABD üssü” görünümünü kazandığı yönünde analizler var.
NATO muamelesi talebi ve karşılığı bağlamında Rum Yönetimi’nin isteği, Türkiye’nin NATO üyeliğini etkileyen bir denge kurulması yönünde. Biden döneminde Rum liderinin Washington’ı ziyaret ettiği ve Türkiye’nin üyelik sorununa paralel olarak “NATO muamelesi” talebinde bulunduğu belirtiliyor. Bu talep karşısında Rumlar’ın toprakları üzerinde bazı modernizasyon ve yerleşim hamleleri gerçekleştirildi.
Hava üssünün genişlemesi ve stratejik konum açısından bakıldığında, iki İngiliz üssünün Rum Yönetimi’nin kontrolünde olduğu ve ABD’nin bunlardan yararlandığı ifade ediliyor. Baf’taki hava üssü, uzun menzil görevler için uygun hale getirilirken, Mari’deki liman da ihtiyaç duyulan operasyonlara olanak tanıyor. Geçen yıl hava üssü için büyük bir helikopter pisti inşa edildi ve bu adımlar, Rum tarafının fiili olarak Amerikan kullanımına daha açık hale gelmesini sağladı.
Silah envanteri ve tedarik süreçleri açısından ise Rum ordusunun mevcut silahlarını ABD’nin ihtiyaç fazlası programı kapsamında güncellemesi gündemde. EDA adı verilen program kapsamında, Amerikan ordusunun kullanılmayan silahlarının müttefiklere yönelik hibe veya uygun bedelle satışı söz konusu oluyor. Rum tarafı bu programdan faydalanarak silah değişimi ve tedariki için bir liste hazırladı; yeni uçaklar, helikopterler ve mühimmat gibi ekipmanlar talep ediliyor.
İsrail faktörü de dikkat çekiyor. İsrail’in daha temkinli ama etkili bir rol üstlendiği, Rum Yönetimi’nde istihbarat ve teknik danışmanlık üzerinden varlığını hissettirdiği belirtiliyor. Barak-8 füze sistemlerinin adaya getirilmesi ve bu sistemlerin işletilmesinde İsrailli uzmanların rol aldığı ileri sürülüyor. Bu durum, Rumlar’ın silahları kendi adıyla edinmiş görünse de kontrolün İsrail’de olduğu yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.
Küçük Moskova’dan ABD-İsrail üssüne dönüşüm süreci, Rum Yönetimi’nin yalnızca ABD’nin desteğiyle değil, İsrail’in etkisiyle de şekilleniyor. Nüfusu ve mülk edinimiyle Rum güneyinde konuşlanan Yahudi topluluğunun artması, güvenlik şirketleri ve Rum polisi ile İsrail güvenlik aktörlerinin uyum içinde çalışmasını pekiştiriyor. Bu durum, Güney Kıbrıs’taki gelişmeleri uluslararası bağlamda tek taraflı bir bakışla okumamanın önemini gösteriyor.