Kentsel Ağıt: Özlem Zerey’in çok katmanlı sergisiyle şehrin hafızasına dokunan, özlem ve kimlik iç içe geçiyor.

İstanbul’un çağrısını yalnızca bir mekan olarak görmekten öteye taşıyan bu sergi, hafıza ve duygunun iç içe geçtiği bir varlığı mercek altına alıyor. Özlem Zerey’in büyük ölçekli soyut tuvallerinde her yüzey, geçmişten bugüne uzanan izleri, bastırılmış duyguları ve görünmeyen kırılmaları yansıtıyor; bireysel anlatıların ötesine geçerek kentle kurulan ilişkiyi izleyiciyle yüzleşecek bir deneyime dönüştürüyor.
Sergi, şehri hafızanın, duygunun ve zamanın birbirine karıştığı çok katmanlı bir varlık olarak ele alır. Üç ana kavramsal eksende şekillenen bu deneyim, izleyiciyi kente ve kendi iç dünyasına dair derin bir keşfe davet eder. Dönüşüm ekseni, tuvalin kalın impasto dokusu ve kırmızı-siyah kontrastlarla şiddetli bir değişim anlatır; siyahın hakimiyetiyle boğuşan yüzeyler yoğun renklerle çatışır. Bu bölümün öne çıkan parçaları arasında Close Impact, Fault Line ve Alevler İçinde Şehir sayılabilir.
Hafıza ekseninde ise kaybın hafızadaki izlerini yeniden yorumlayan arkeolojik bir katmanlılık ön plana çıkar. Tuvalin alt katmanları dikkatle kazılarak açığa çıkarılır; altın ve bakır tonları çatlaklara yerleştirilir. Bu katmanda da Kentsel Ağıt, Erozyon ve Hafızanın İzleri gibi eserler, bir kente duyulan özlem, yabancılaşma ve içsel çatışmaları görsel bir dille anlatır.
Yeniden Doğuş ekseni ise her dönüşümün ardından var olan sessizliği ve yeni başlangıçların potansiyelini soruşturur. Pastel tonların sakinliği, beyazın aydınlık hissi ve kremlerle desteklenen toprak tonları, altın ışıkların dingin dokunuşlarıyla birleşerek umudun plastik ifadesini kurar. Creamy Brown, Ruhani Anlar ve İzler bu eksenin temel parçalarını oluşturur.
Eserlerin katmanları yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve zamansal bir derinlik taşır. Her yüzeyde geçmişten bugüne taşınan izler, bastırılmış duygular ve görünmeyen kırılmalar kendini gösterir. DOKULARI ESTETİK ALGIYLA BİR ARAYA GETİRMEK BENİ ÇOK MUTLU EDİYOR sözleriyle özetlenen bir vizyonla hareket eden Zerey, renkleri ve dokuları estetik bir algı ile bir araya getirmenin kendisi için ne ifade ettiğini anlatır.
Renkler ve dokularla çalışmayı seven sanatçı, moda tasarımı ve stil danışmanlığı eğitimlerinden gelen bir perspektifi resimle harmanlıyor. Kendini ressam yerine, renkleri ve dokuları kullanan bir tasarımcı olarak tanımlıyor; uzun yıllar süren moda ve stil çalışmaları sonrası resme yönelerek ikinci kişisel sergisiyle farklı ülkelerde sergilemeler yapmanın mutluluğunu yaşıyor. Zerey, serginin İstanbul’a özgü bir yankı taşıdığını ve bu kentin karmaşık atmosferinin çalışmalarına yansıdığını ifade ediyor. İstanbul’un duygu dünyasını yansıtan bu sergi, bazen yürekleri sevince boğarken, bazen kaotik ortamların içinden çıkış yollarını aramamıza vesile oluyor; sonuçta her bir renk ve doku, şehrin hafızasına bir not düşüyor.