Kars’tan Ani’ye uzanan yolculukta doğudan kıtalararası miras ve yaşayan kültürleri keşfedin; zengin tarih ve özgün anlatılarla bir seyahate davet.

Doğu’nun sert rüzgârlarıyla başlayan bu yolculuk, Kars’ın taş duvarları arasından geçerken adeta bir müze ziyareti gibi başlar. Ancak birkaç adım sonra anlaşılan şey, bu şehirde sadece soğuğun değil, yüzlerce yılın hafızasının da yer aldığıdır. 19. yüzyıldan bugüne uzanan dokusu, Rus etkisinin izlerini taşır ve Anadolu’nun mimari hafızasıyla buluşur. Düz caddeler üzerinde yükselen bazalt yapılar, Baltık şehirlerini andıran cepheler ve akşamın bastırdığı ışıkla dans eden taşlar, ziyaretçiyi zamanda geriye götürür.
Bir restoranda oturduğunuzda kapıdan giren Kafkas dansçıları, ardından sazını güçlendiren âşıklar ve akordeonla dolaşan müzisyenler, bu kentin kültürünün canlılığını hatırlatır. Günlük yaşamın içindeki tarih; kaleler, müzeler, anıtlar ve ören yerleriyle ziyaretçiyi karşılar ve adım adım keşfi yönlendirir.
Keşif rotası Kars’ı anlamak yalnızca taş yapıların ötesinde başlar; bu coğrafya, tadıyla da konuşur. Peynir Müzesi’nde anlatı, üretim tezgahından çok, endemik çiçeklerin sergilendiği bir odada başlar. Burada peynirin hikâyesi sütle değil, hayvanların otladığı yüksek yayla bitkileriyle kurulur. Bu bitkiler, süte dönüşüp peynire, nihayetinde Kars mutfağının karakterini belirler. Gravyer, kaşar ve çeçil gibi bilinen çeşitlerin yanı sıra evlerde üretilen, ticarete dâhil olmayan yerel lezzetler de bu anlatının parçasıdır.
Sarıkamış ise rotanın bir diğer durağıdır. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunun kaybettiği askerler için Allahuekber Dağları eteklerinde bir anma alanı kurulmuştur. Dikilitaş ve iki asker figürüyle yükselen anıt, on binlerce kaybı ve bu kayıplara karşılık gelen sessizliği simgeler. Ardından Fethiye Camii, Kafkasya Cephesi Harp Tarihi Müzesi ve Tabyalar, Kars Kalesi, Katerina Köşkü ile Av Müzesi gibi duraklar, bu rotanın vazgeçilmezleri arasındadır.
Kuzeye doğru gidelim Ardından rotayı kuzeye çevirdiğinizde Ardahan karşınıza çıkar. Kent merkezindeki Ardahan Kalesi, ovaya hâkim konumuyla şehrin en eski tanıkları arasındadır; buzla kaplanan Çıldır Gölü, Doğu Anadolu’nun büyüleyici doğal manzaralarından birini sunar. Ardahan’da Baltık etkisi taşıyan konut mimarisiyle dikkat çeken Ardahan Kongre Binası, bölgenin direniş hatlarını şekillendiren önemli yapılar arasındadır. Ayrıca Ardahan Arı Müzesi, Kafkas arısının üretim döngüsünü, yayla florasından sofralara gelen balları ayrıntılarıyla gösterir.
Paylaşılamayan tarih: Ani Kent merkezinden yaklaşık 45 kilometre uzağa gidildiğinde manzara değişir. 5 bin yıllık bu kent, Arpaçay Vadisi’nin kenarında yer alır ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın hemen yakınında, geniş bir platoda yükselir. 85-100 hektarlık bir alana yayılan Ani, kadim bir Orta Çağ başkenti olarak karşımıza çıkar. Kamsarakanlılar ile Bizans arasındaki hâkimiyet savaşlarının izlerini taşıyan, 1064 yılında Selçuklu egemenliğine giren bu yerleşim, bugün bile taşlarıyla bugününü ve geçmişini konuşmaya devam eder. “1001 kiliseli şehir” olarak anılan Ani, kilise mimarisinin yoğunluğunu vurgular; ancak kazı başkanları Doç. Dr. Muhammet Arslan ve ekibinin işaret ettiği gibi bu kent, Anadolu tarihine bakışta önemli bir eşiktir. Kazılar hâlâ sürer; Ani’nin dokusu, farklı alanlarda eşzamanlı çalışmalardan doğan yeni ayrıntılarla katman katman gün yüzüne çıkar. Bu arkeolojik peyzaj, Ani’yi tamamlanmış bir örenyeri olmaktan çıkarır ve sürekli konuşan bir hikâye olarak kalır. Bu tablo, Ermeniler ve Gürcüler için kutsal kabul edilen bu şehirde, Anadolu tarihinin erken dönemine dair tartışmaların merkezinde durur.