İran-İsrail-ABD gerilimini İstanbul’dan bakışla inceleyen Türkiye’nin stratejik pozisyonu ve müzakere umudu.

Savaşın başlangıcında Körfez bölgesine karşı daha sert bir yaklaşım sergileyen İran, İsrail ve ABD hedeflerine yönelik dikkat çekici bir strateji izledi. Bu yaklaşım, bazı alanlarda karşı karşıya gelen güçlerin doğrudan çatışmayı sürdürmenin maliyetli olduğunu görmeleriyle, savaşı yayma ve petrol gibi kritik mala yönelme üzerinden etkileme çabasıyla birleşti.
Türkiye’ye yönelik balistik atışlar İran’ın doğrudan hedefi midir? Türkiye’nin yakın bölgesinden geçen iki füzenin kime ait olduğuna dair tartışmalar sürüyor. İfade edilen görüşler, bu füzelere ilişkin mesajların Türkiye’yi doğrudan hedef almak yerine dolaylı bir etki yaratma amacı taşıdığını ima ediyor. Türkiye olarak biz de başlangıçtan itibaren İran’a lojistik ve diplomatik destek konusunda öncü ülkelerden biri olduk. Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanımızın açıklamaları, İran’ı uyarmaya dönük mesajlar olarak değerlendiriliyor.
İran’ın tek güvenli limanı Türkiye mi? İran, bu çemberden çıkış ararken bulabildiği tek güvenli liman olarak Türkiye’yi görüyor gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Ancak taraflar, kendi hesaplarıyla büyüten bu gerilimde birbirlerini zorlayan tercihler yapıyorlar. Körfez ülkeleri veya Hürmüz üzerinden ekonomiyi etkileme yollarını kullanarak meseleye hızlı çözüm getirme çabaları var; bu, ABD’yi ikna etmeye yönelik adımları da içeriyor.
İstanbul’da müzakere için bir çıkış imkanı mı vardı? Türkiye ile hesaplaşma konusunda bir kırılma noktasında, potansiyel bir uzlaşmanın İstanbul’da yürütülmesiyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Ne var ki İran tarafı, Türkiye ile rekabet izlerini tam olarak kenara bırakamadı ve konuyu Umman’a taşıdı. Amerikalılar da bu adımı duyurdu; Umman’daki müzakere süreci karmaşık ve çözülemeyecek kadar zor bir hal aldı. Oysa bir anlaşmanın mümkün olabileceği yer, başlangıçta İstanbul’du.