“28 Şubat nedir?” diye sorulduğunda, takvimden bir yaprak koparıp vermek yetmez.
Çünkü 28 Şubat bir gün değil, bir imtihandır.
Ve o imtihanın adı şudur:
Hafızasını kaybeden toplum, aynı acıyı yeniden yaşamaya mahkûmdur.
28 Şubat; tankların sokakta yürüdüğü kadar, kalplerin de sindirildiği bir dönemdi.
Postalsız darbeydi denildi; ama postallar görünmese de izleri evlerin içine kadar girdi.
Bir annenin başörtüsü yüzünden kızını okul kapısında uğurlayamamasıydı.
Bir babanın, evladına “sabret” derken boğazına düğümlenen kelimeleriydi.
Bir öğrencinin, hayallerini kapı önünde bırakıp dönmesiydi.
O gün, yalnızca insanlar değil; umutlar fişlendi.
İnançlar kategorize edildi.
Hayatlar “makbul” ve “sakıncalı” diye ayrıldı.
Ve en ağır darbe şuradaydı:
İnsanlara, kendi ülkelerinde yabancı oldukları hissettirildi.
Bugün 28 Şubat’ı hatırlamak;
“İntikam alalım” demek değildir.
“Kin büyütelim” hiç değildir.
Hatırlamak şudur:
Bir daha kimsenin inancından, kimliğinden, düşüncesinden dolayı ezilmesine sessiz kalmamak.
Çünkü zulüm, sadece yapanın değil; seyredenin de imzasını taşır.
28 Şubat’ı unutmamak;
Demokrasiyi sadece sandık günü hatırlamamak demektir.
Hukuku güçlüden yana değil, haklıdan yana tutmak demektir.
Devleti, milletin üstünde değil; milletin hizmetinde görmek demektir.
Unutmayalım:
Zorbalık bazen üniforma giyer,
bazen kravat takar,
bazen de “iyiliğiniz için” diyerek konuşur.
Ama her zaman aynı yerden vurur:
İnsanın onurundan.
28 Şubat’ı hatırlamak;
Geçmişte yaşanan acıları kutsamak değil,
geleceği bu acılardan koruma sözü vermektir.
Ve bu söz;
siyasetin değil,
vicdanın sözüdür.
Hafızayı diri tutmak, işte tam da budur.
Unutmamak…
Unutturmamak…
Ve bir daha asla, demek.