Fantezilerin gerçeklik ve hayal arasındaki sahne büyüsünü keşfedin; tutku, sırlar ve düşsel anlatılarla büyülü bir yolculuk.

Bir kafede her gün karşılaşan iki yabancı, konuşmaya cesaret edemeden geçen dakikaların ardından birbirlerini daha yakından tanımaya karar verirler. Ancak aradıkları şeyin, gerçeğin ötesinde bir hayal olduğunun farkındadırlar ve bu fark onları yeni kimlikler yaratmaya iter. Karşılıklı olarak isimler ve meslekler icat ederken, her buluşmada anlatılan hikâyeler de değişir; çünkü sahneler arası geçişler akıcılığın ve ritmin belirleyicisidir. Şansonlar eşliğinde ilerleyen bu yolculuk, seyirciye görsel sunumun ötesinde bir müzikal deneyim vadeder.
Yeni bir kimlik arayışı başlığıyla özetlenebilecek bu oyun, iki kişinin birbirine karşı dürüst olmadan sürdürdüğü ilişkileri sorgular. Hayal gücünün enginliğiyle kurulan olasılıklar, zamanla gerçekliğe dönüştüğünde neyin kaybolup neyin kazanıldığı sorusunu beraberinde getirir. Her buluşmada farklı bir öykünün doğduğu bu süreçte, kimlikler sansasyonel bir özgürlük sunar ve her seferinde farklı bir heyecan yaratır. Ancak taraflar birbirini tanımaya başladığında, olasılıkların tekilleşmesiyle birlikte ilişkinin doğası da değişir. Sonuç ise izleyenler tarafından merakla beklenen bir sürpriz olarak kalır.
“Aşk, biraz tiyatro gibidir” ifadesi, Fransız dramaturg Jean Pierre Martinez’in eseri için de geçerli bir bakış açısı sunar. Türkiye’de ilk kez DasDas sahnesinde buluşacak olan oyun, romantik bir komedinin sınırlarını zorlarken bir yandan da sürreal dokunuşlarla izleyiciyi düşündürür. Oyuncuların sahnede dinamik bir akışla ilerlediği, geçişlerin akıcılıkla birleştiği bir atmosferde, aşkın ve tiyatronun iç içe geçtiğini görmek mümkün olur. Martinez’in Türk seyircisiyle buluşacak bu versiyonunu heyecanla bekleyen yazar, oyunun bu ilk sahnelenişinin ne çeşit duygular uyandıracağını paylaşıyor: En güzel anların, perde açılmadan hemen önceki anlar olduğuna işaret ederken, bu deneyimin sınırlarını keşfetmek için sabırsızlandığını belirtiyor.