Erdemir’in tenha öyküleri: şehirler, ruhlar ve rock dokunuşuyla hayat bulan unutulmaz anlar

Ali Volkan Erdemir’in dünyasına adım attığınızda, Murakami’den Mişima’ya, ardından Kenzaburo Oe’nin eserlerinden ilham alan çevirileriyle tanışıyorsunuz. Özellikle Suda Ölüm çevirisiyle 2024 Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’nü elde etmesi, edebiyatın sınırlarını zorlayan bir kariyeri olduğunu gösteriyor. Doğan Kitap’tan çıkan Tenha adlı öykü kitabı ise bu öyküleri bir araya getirerek okuru farklı yolculuklara davet ediyor.
Kitabın öyküleri, Japon edebiyatının özgün imgelerinden beslense de aslında modern kalabalıkların içinde tenhalara yol açıyor. Her bir öykü, Ankara’nın dokusundan İstanbul’un nabzına uzanan bir seyahat gibi; günlerin rock ritimleriyle dolu olduğu, masumiyetin hâlâ var olduğuna dair anların saklandığı bir atmosfer sunuyor. Erdemir’in kaleminde kırık aşklar öne çıkıyor; kahramanlar, içlerinde taşıdıkları yoğun duyguları zaman zaman gösteremese de, sevgiyi ve sadakati her bir satırda hissediyorsunuz.
Unutulmaz rock çağını içeren bir sayfa Açılış öyküsü “İstenmeyen Çocuklar Adası” bir bağışlama ve vedayla şekillenen bir karşılaşmayı anlatır. Ardından “Galata Kulesi’nin Gölgesinde” adlı öykü, gerçeğin hayalle savaştığı bir döneme işaret ederken, hayata karışan bir adamın hesaplaşmasını gözler önüne serer. Ümit Besen’e atıfta bulunan “NikaH Masası”nın musıkizesinde bile rock tınıları sarsılmaz. “Melek” ise Japon masalından ilham alınmış dramatik bir parça olarak öyküye katılır; fakat benzer bir istikamet olan “Beklemek”te ise durgun bir mola veririz. Bir sevgiliyi ne kadar bekleyebilir insan? Kavuşmanın özlemiyle geçen yıllar, bu soru etrafında dönen bir gerilim yaratır.
Kitabın diğer bölümleri “Cumartesi Yalnızlığı” ile Selim İleri’nin zarafetinden izler taşır; gençliğini geride bırakmış olanlara nostaljiye dair bir hatırlatıcı sunar. Erdemir’in öyküleri, kalabalık içinde tenhaların ayazını hisseden ruhların şarkılarına, sözlerine ve müziğine ses verir; günümüzün nezaketsizliğine ve hoyratlığına karşı bir uyandırış niteliğini taşır. Üşüyen ruhları ısıtan bir sesle, yalnız olmadıklarını hatırlatır ve okuyucuyu bu ortak duyguların sıcaklığına davet eder.