Boğaziçi Üniversitesi Geliştirme Vakfı ile gençler için yeni ufuklar: eğitim, burslar ve liderlik fırsatlarıyla geleceğe güvenle hazırlanın.

Bugün burada, açılış törenlerimizin sevincini paylaşıyor olmak büyük bir onur. Katılan değerli öğrencilerimize, özellikle genç kardeşlerime ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. Boğaziçi Üniversitesi Geliştirme Vakfı’nın tüm üyeleri ile üniversite yönetimini temsilen rektörümüze de şükranlarımı sunarım. Herkese hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Yarım asırdan fazladır gençlerle yoğrulan bir siyaset ve devlet hayatında adımlarını gençlerle atmış bir kardeşiniz olarak, gençlerle buluşmanın vibresi hep benimle. Gençliğin yüzündeki aydınlığı, gözlerindeki kararlılığı gördükçe bizler de enerji ve umut tazeliyoruz. Türkiye Yüzyılına inancımızı, geleceğe dair düşüncelerimizi ve ülke sevgimizi gençlerle çoğalttıkça güçleniyoruz.
Rabbim yolunuzu açık etsin; bu etkinliğe katılan gençler için de hayırlı ve bereketli ömürler dilerim. Kalbi Türkiye için atan tüm gençlere en içten dileklerimle selam ve dualarımı iletiyorum.
Birlikte, 210 kapasiteli erkek öğrenci yurdu ile 706 kişilik kız öğrenci yurdunun resmi açılışını yapacağımız günlere yaklaşırken, bu iki yapının sosyal alanları, kapalı otoparkı ve diğer olanaklarıyla üniversitemizin hizmetine sunulacağını belirtmek isterim. Bu yatırımları hayata geçiren Boğaziçi Üniversitesi Geliştirme Vakfı’nı gönülden kutluyor, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bu yurtlarda kalacak gençlerimizin akademik süreçlerinde başarılarının artması için dualarımı iletiyorum.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen öğrencilerin gönül huzuru içinde konaklayacağı bu tesislerin, hem üniversitemize hem de şehrimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Ayrıca vakfımızın kuruluşundan bugüne kadar kaydedilen mesafeyi takdire şayan buluyor, üç yıllık süreçte elde edilen ilerlemeyi tüm paydaşlarımız adına değerli buluyorum.
İLİM, HİKMET VE HAKİKATE GİDEN YOLUN ALTIN ANAHTARI kavramı ile hareket eden Sezai Karakoç’un sözleri, bu başarıyı destekleyen ilke olarak duruyor. Zekâdan öte, aklın güçlendirilmiş hali, gönül ve ruhun rehberliğinde ilerleyen yol, bizim için ilim ve hakikate olan bağlılığımızın özüdür. Bu ülkede ilim, düşünce ve bilginin üretimi esas alınır; öğrenciler ise bu süreçte talebe olarak hareket eder.
Bu topraklar asırlar boyunca dünyanın dört bir yanından gelen zihinleri, bilim insanlarını ve kültür insanlarını ağırladı. Doğudan yükselen ışık, İstanbul’un da geçmişini aydınlattı; Cumhuriyet ile birlikte bu miras en güçlü şekilde korunmaya çalışıldı. DÜNYA HIZLA DEĞİŞİRKEN ÜNİVERSİTELERİMİZİN DE AYAR VERMEK ZORUNDA OLDUĞU KARARINI SİZLERLE PAYLAŞIYORUM
Üniversitelerimizin ana görevi olan araştırma, özgün bilgi üretimi ve uluslararası iş birliklerini güçlendirme yönündeki kapasitesini artırmamız gerektiğine inanıyorum. Boğaziçi gibi köklü kurumlar da dahil olmak üzere 208 yükseköğretim kuruluşunun Türkiye’nin vizyonunu şekillendirmede kritik rol üstlendiğini görmekteyiz. Küresel değişiklikler karşısında üniversitelerimizin de yenilenmesi, kendi iç dinamiklerini güçlendirmesi şarttır. Her yerde hareket ve değişim varsa, başarı da gelir; aksi halde gerileme kaçınılmazdır. Bu yüzden tüm üniversiteler bu atmosfere uyum sağlamalıdır.
ÜNİVERSİTELERİ MEVZİ GİBİ GÖRÜYORLAR ifadesiyle karşılaşan zorluklar, ideoloji balyalarına sığınanlar ve imtiyazlarını kaybetmek istemeyenler olsa da hedeflerimize doğru yürümeye devam edeceğiz. Üniversitelerin özgür birer bilim yuvası olarak kalması, ideolojik baskılar yerine bilimsel özgürlüğü koruması için çalışıyoruz. Türkiye’nin normalleşmesi ve bilim, kültür ile sanat hayatımızın çeşitlenmesi için bu çaba kaçınılmazdır. Böylece gençlerimizin ve üniversitelerimizin potansiyeli en üst düzeyde açığa çıkacaktır.