DOLAR
49,8362
EURO
55,6464
ALTIN
6.467,52
BIST
11.165,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
18°C
İstanbul
18°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
15°C
Cumartesi Çok Bulutlu
17°C
Pazar Az Bulutlu
19°C
Pazartesi Çok Bulutlu
19°C

BİR AH ÇEKSEM, KARŞI DAĞLAR YIKILIR…

A+
A-

 

Biz nerede yanlış yaptık?

Bu kadar insanın emeği,

bu kadar güzel niyet,

bu kadar yıllık mücadele

neden arzu ettiğimiz neticeyi vermedi?

 

Bazen insanın içi kararır! Öyle bir karanlık çöker ki yüreğine ne anlatmaya kelimeler yeter ne de susmaya insanın gücü…

Bir ah çekersin; sanki karşıki dağlar yıkılacak, yıllardır içine attığın ne varsa ortaya dökülecek sanırsın. Oysa insanı yoran yalnızca yaşadıkları değildir. Bir de gerçekleşmesini beklediği hayallerin bir türlü gerçeğe dönüşmemesi vardır.

Haksızlıklar, adaletsizlikler, boşa harcanan imkânlar, birbirinden uzaklaşan insanlar ve her geçen gün biraz daha ertelenen umutlar… İnsan bütün bunları gördükçe kendi kendine soruyor: Biz nerede yanlış yaptık? Bu kadar insanın emeği, bu kadar güzel niyet, bu kadar yıllık mücadele neden arzu ettiğimiz neticeyi vermedi?

Belki de artık kendimizle yüzleşmenin vakti gelmiştir. ‘’İyi insanlar yalnızca iyi kalmakla yetinmemeli, iyiliğin hayata hâkim olması için de sorumluluk almalıdır.’’ Çünkü hayat, yalnızca güzel sözlerle değişmiyor. Adalet kendiliğinden tesis edilmiyor. Haklı olanın hakkını korumak, mazluma sahip çıkmak, gençlere umut vermek ve milleti refah içinde yaşatmak için iradeye, bilgiye, liyakate ve kararlılığa ihtiyaç var.

Anlayabildiğim o ki tam burada siyaset karşımıza çıkıyor. Bir ihtiyarın dediği aklıma geliyor. Ne kadar doğrudur bilemiyorum. Dediği şu: “siyaset hayırların başıdır.”  Bu tartışılabilir. Siyaseti yalnızca makam, mevki, seçim ve iktidar mücadelesinden ibaret görürsek büyük bir yanılgıya düşeriz. Siyaset, aynı zamanda bir ülkenin kaynaklarının nasıl kullanılacağına, çocuklarımızın nasıl yetişeceğine, adaletin nasıl dağıtılacağına ve insanların nasıl bir hayat yaşayacağına karar verme alanıdır. Bu anlamda işin başı da sonu da siyasettir. Vesselam…

 

Öyleyse iyi insanlar, dürüst yöneticiler, vicdan sahibi eğitimciler ve bu ülkenin geleceği için dertlenen insanlar siyaseti bütünüyle başkalarına bırakabilir mi? Bırakmamalıdır! Çünkü iyi insanlar sorumluluktan uzaklaştığında ortaya çıkan boşluğu her zaman iyiler doldurmaz. Bazen şahsi menfaatini toplumun menfaatinin önüne koyanlar, bazen gücü haklılığın ölçüsü sayanlar, bazen de insanları birbirine düşürerek kazanç sağlayanlar o boşluktan yararlanır.

Mesele, kimin hangi kimliği taşıdığı değil; kimin hangi değerlerle hareket ettiğidir. Bizim ölçümüz insanın inancı, ahlakı, adaleti ve emeği karşısındaki sorumluluğu olmalıdır.

Müslüman bir toplumun da kendi değerlerini hayata taşıyabilmesi için yalnızca iyi niyetli insanlara değil, bilinçli bir toplumsal iradeye ihtiyacı vardır. İnandığımız adaleti savunamıyor, doğruları kurumlara ve uygulamalara taşıyamıyorsak bir yerde eksik kalıyoruz demektir.

“İnancımız bize yalnızca doğru olmayı değil, doğrunun yanında durmayı da öğretir.” Ancak bunun yolu öfkeyle, hamasetle ve herkesi suçlamakla açılmaz. Bunun yolu akılla, ahlakla, istişareyle ve doğru bir mücadele anlayışıyla açılır.

Bir olmalıyız. Ama bir olmak, herkesin aynı düşünmesi değildir. Farklılıklarımızı korurken ortak değerler etrafında buluşabilmektir. Kırgınlıklarımızı bir kenara bırakıp memleketin geleceğini şahsi hesaplarımızın önüne koyabilmektir. Yıllarımızı birbirimizi eleştirmekle, birbirimizin kusurunu aramakla, geçmişin hesaplarını yeniden görmekle geçirirsek geleceği kim inşa edecek?

Bizim artık birbirimize soracağımız soru şu olmalı: Sen hangi partidesin, hangi gruptansın, hangi geçmişten geliyorsun değil; bu millet için ne yapabiliriz?

Çünkü milletin derdi, bizim aramızdaki ayrılıklardan daha büyüktür.

Hayal kurmalıyız. Ama hayallerimizi gerçeklerden koparmadan…

Dünyaya örnek olacak bir devlet inşa etmek istiyorsak önce dünyanın ve ülkemizin gerçeklerini doğru okumalıyız. Ekonomiyi anlamalı (din alimleri ekonomiyle ilgili yeni bir şeyler söylüyor mu?), eğitimi yeniden düşünmeli, adalet sistemini güçlendirmeli, liyakati esas almalı, bilimi ve teknolojiyi desteklemeli, gençlerimizin önünü açmalıyız.

Devletin gücü yalnızca sahip olduğu imkânlarla ölçülmez. Asıl güç, o imkânların kimin için ve nasıl kullanıldığıyla ortaya çıkar.

Bir ülkede çocuklar fırsat eşitliğine sahip değilse, insanlar haklarını ararken kendilerini güvende hissetmiyorsa, emeğinin karşılığını alamıyorsa, gençler geleceğini başka ülkelerde arıyorsa yapılması gereken çok şey var demektir.

Milletin refahı birkaç insanın zenginleşmesi değildir. Refah, bir babanın çocuğunun geleceği için kaygılanmaması, bir annenin evladının iyi yetişeceğine inanması, bir gencin torpilsiz de başarabileceğini bilmesi, bir vatandaşın karşısında makamı ne olursa olsun adalet bulabilmesidir.

İşte bizim hayalimiz böyle bir ülke olmalıdır. Bu hayal, yalnızca bir kişinin, bir partinin ya da bir hareketin omuzlarına bırakılamaz. Bu, ahlaklı insanların, ehil kadroların, sorumluluk sahibi kurumların ve bilinçli bir milletin ortak meselesidir.

 

Önce doğru teşhis koyacağız. Sonra uygulanabilir çözümler geliştireceğiz. İşi ehline vereceğiz. Birbirimize güvenmeyi yeniden öğreneceğiz. Yanlış yapanı kim olduğuna bakmadan eleştirecek, doğru yapanı da kim olduğuna bakmadan takdir edeceğiz.

Çünkü adalet, yalnızca bize yapılmasını istediğimiz şey değildir; başkasına da aynı ölçüyle davranabilmektir.

Unutmayalım: Güçlü devlet, insanını korkutan değil, insanına güven veren devlettir. Büyük devlet, yalnızca dünyada sözü geçen değil, kendi vatandaşının gönlünde de yer edinen devlettir.

Bugün içimiz kararıyorsa, bütün bu yaşananlardan dolayı bir ah çekiyorsak, o ahı yalnızca bir sitem olarak bırakmayalım.

Onu bir muhasebeye dönüştürelim. Neyi eksik yaptığımızı düşünelim. Kimleri kırdığımızı, hangi fırsatları kaçırdığımızı, hangi yanlışlarımızı alışkanlık hâline getirdiğimizi sorgulayalım. Sonra yeniden birbirimizin elini tutalım.

Belki yıllardır beklediğimiz değişim, önce bizim değişmemizle başlayacaktır.

Belki aradığımız kadrolar, önce yetiştirmemiz gereken gençlerdir.

Belki beklediğimiz birlik, önce bizim vazgeçemediğimiz küçük hesapları terk etmemizdir.

Belki de yıllardır karşı dağları yıkmasını beklediğimiz o ah, bizi kendimize getirmek için içimizde yankılanıyordur.

Öyleyse ahımızı umutsuzluğa değil, iradeye dönüştürelim.

Kırgınlığımızı kine değil, tecrübeye…

İnancımızı slogana değil, ahlaka…

Hayalimizi temenniye değil, çalışmaya…

Birliğimizi kalabalığa değil, ortak hedefe dönüştürelim.

Çünkü bu milletin imkânı da var, birikimi de var, yetişmiş insanı da var. Eksik olan, bütün bu imkânları ortak bir hedef etrafında buluşturacak güveni, iradeyi ve kararlılığı ortaya koyabilmektir.

Ben hâlâ inanıyorum: Adaletin üstün tutulduğu, liyakatin esas alındığı, insanın değer gördüğü, gençlerin umutla geleceğe baktığı bir ülke mümkündür.

Yeter ki iyi insanlar kenarda durmayı kader sanmasın. Yeter ki birbirimizi tüketmekten vazgeçip ortak geleceğimizi inşa etmeye başlayalım. Yeter ki iktidarı bir amaç değil, millete hizmetin bir emaneti olarak görelim.

Bir gün bu ülkenin çocukları, “Biz daha adil, daha huzurlu ve daha müreffeh bir ülkede yaşıyoruz.” diyebiliyorsa işte o zaman verdiğimiz mücadele anlamını bulmuş demektir.

O gün geldiğinde belki yine bir ah çekeceğiz. Ama bu defa yorgunluktan değil, yıllarca beklediğimiz güzelliklerin gerçekleştiğini görmenin şükrüyle…

Rabbim bize doğruyu görebilmeyi, doğru insanlarla yürüyebilmeyi ve hayalini kurduğumuz güzellikleri gerçekleştirebilecek iradeyi nasip etsin.

Çünkü bu milletin umuda ihtiyacı var. Bazen bir milletin yeniden ayağa kalkması, önce birkaç insanın yüreğinde sönen ışığı yeniden yakmasıyla başlar.

 

 

ETİKETLER: , ,
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.