28 Şubat’ın hafızasını hatırlatan bu içerik, demokrasi, hak ve özgürlükler için net bir uyarı ve aydınlatıcı bir perspektif sunuyor.

İstanbul Üniversitesi’nde Kadın ve Demokrasi Vakfı KADEM’in düzenlediği panel, 28 Şubat sürecinin toplumsal etkilerini ve demokrasiyle olan ilişkimizi yeniden gündeme taşıdı. Programın ardından Beyazıt Meydanı’nda gerçekleştirilen basın açıklamasında, sürecin arkadan gelen zihniyetin hala etkisini sürdürdüğüne işaret edildi.
‘28 ŞUBAT YALNIZCA BİR TAKVİM YAPRAĞI DEĞİL’ ifadesiyle başlayan konuşmada, Sümeyye Erdoğan Bayraktar, geçmişe takılı kalmadan hak ve özgürlüklerin kıymetini hatırlamanın önemine vurgu yaptı. 28 Şubat’ın yalnızca bir tarih değil, temel hak ve özgürlüklerin baskı altında kalabildiği bir dönemin simgesi olduğunu belirtti ve bu zihniyetin tamamen yok olmadığına dikkat çekti.
‘BAŞÖRTÜLÜ KADINLAR ÇOK ZOR PSİKOLOJİK SÜREÇLERDEN GEÇTİ’ Bayraktar, başörtüsü nedeniyle maruz kalınan dışlanma ve toplumdan koparılma deneyimlerinin yalnızca kadınları etkilemediğini, erkeklerin de fişleme ve meslekten ihraç gibi baskılarla karşı karşıya kaldığını ifade etti. Kendisi de 16 yaşında başörtüsü nedeniyle eğitimine devam etmekte güçlük çekenlerden biri olduğunu anıladı ve bu süreçte gençlerin kahramanca bir mücadele verdiğini sözlerine ekledi. 1997 yılındaki post-modern darbenin yarattığı etkilerin altını çizen konuşmacı, dönemin otoritelerinin demokrasiye dolaylı müdahalesinin dikkat çekici yönlerinden olduğunu söyledi.
‘BİNLERCE KADIN EĞİTİM HAYATINDAN KOPARILMIŞ’ Bayraktar, dönemin toplumsal dokuyu derinden sarsan ve ekonomik hayata müdahalelerle sürdürülen bir baskı dönemi olduğuna dikkat çekti. Kamu ihalelerinden finansal denetime, fişlemelerden iş dünyasına yönelik yaptırımlara kadar uzanan süreçte milyonlarca insanın yaşamı etkilendi. Üniversite ve kamu kurumlarında uygulanan yasaklar, binlerce kadının eğitim ve meslek yaşamından kopmasına yol açtı. İmam hatip ve meslek liselerine yönelik katsayı uygulaması, adaletsizliğin derinleşmesine zemin hazırladı ve birçok kişinin akademik geleceğini kararttı. Memurlar, akademisyenler ve özel sektörde çalışan pek çok kişi, dini nedenlerle işlerinden edilme veya istifa zorunda bırakılma tecrübesi yaşadı.
‘28 ŞUBAT’I YAŞAYANLARIN HAFIZASINDAN O GÜNLER HİÇ SİLİNMEDİ’ Bayraktar, medyanın bazı kesimlerinin dini değerler üzerinden algı operasyonları yapmasını eleştirdi ve başörtülü kadınlar, sakallı ve namaz kılan erkekler gibi kesimlerin irticai faaliyetlerle hedef alındığını söyledi. 29 yıl geçmesine rağmen hafızaların silinmediğini vurgulayan konuşmacı, konunun artık kapanmadığını ve hatırlamanın geleceğimizi şekillendirmek için vazgeçilmez olduğunu belirtti. ‘DAHA ADİL BİR GELECEK İNŞA ETMEK İSTİYORUZ’ ifadesiyle, hatıraları yok saymanın veya unutturmanın tehlikeli olduğuna dikkat çekti ve hak, adalet ve özgürlük ilkelerinin savunulması gerektiğini ifade etti.
‘HUKUK METİNLERİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR’ Bayraktar, gençlerle sohbetlerinde 28 Şubat’ın sadece geçmişte kaldığını düşünmenin yanıltıcı olduğunu söyledi. Hukuk metinlerinin ve kurumların tek başına yeterli olmadığını; asıl belirleyicinin zihniyet olduğunu belirten Bayraktar, toplumsal hiyerarşide kimliklerin makbul olup olmadığının belirlendiği anlarda demokrasiğin kırılganlaştığını vurguladı.
‘HAFIZAMIZA SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ’ Bayraktar, 28 Şubat’ı konuşmaya devam etmenin halk hafızasını canlı tutmak ve demokrasi tecrübesini güçlendirmek adına önemine işaret etti. Hak ihlallerine yüzleşme ve adalet talebiyle ilerlenmesi gerektiğini belirten konuşmacı, geçmişe saplanmaktansa daha özgür bir gelecek inşa etmenin gerekliliğini söyledi. Kadın-erkek hiçbir bireyin inancı, kimliği ya da kıyafeti nedeniyle karartılamayacağını vurgulayan Bayraktar, demokrasi için farklılıkların zenginlik olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.