Urla sokaklarının mozaiği, rögar kapaklarında canlanan hikâyelerle sanatı gün yüzüne çıkarıyor.

Günlük yaşamımızın sıradan yüzeyleri, bazen sürpriz bir sanatla karşılaşınca yeniden anlam kazanır. Eski bir saksı veya bir bina köşesi gibi karşılaşılan ayrıntılar, mozaik sanatının ustası Özlem Mahmutoğlu’nun ellerinde şehirli birer hikâyeye dönüşüyor. Urla’ya taşınmasının ardından mahallede gözlemlenen yüzeyler, onun için sadece yüzey olmaktan çıkıp renkli bir anlatıya dönüştü.
Pasta Kodu’nun işletmecisi Onur Tepeören’e sokaklarda gördüğü potansiyeli haber vermesiyle başlayan yolculuk, önce saksıların boyanmasıyla başladı. Ardından işletmenin girişindeki rögar kapağına uzanan çalışmalarla profesyonel bir adım atıldı. Fransız mozaik sanatçılarının sokak çalışmaları ilham veren bir referans olarak akılda kalırken, Mahmutoğlu için bu, daha önce hiç denemediği bir teknik deneme anlamına geliyordu. Güneş Mozaik Atölyesi’nde teknik ve malzemeler konusunda bilgi edinerek üç günlük bir süreçte ilk büyük mozaik eserini ortaya çıkardı.
İlham kaynağı Urla Rögar kapağının renkleri ve desenleri için doğrudan Urla’nın yaşamı ilham veriyor. Esnafın renkli pazarlardan, deniz manzaralarından, evlerden ve dükkânlardan süzülen hareketli atmosferi, sanatına taşınıyor. Uzun yıllar Kadıköy’de yaşayan Mahmutoğlu, İstanbul’daki beton bloklar arasında gökyüzünü nadiren görebildiğini anlatıyor; Urla’ya adım atınca gökyüzünün mavisi, lacivert, turuncu ve yeşiller mozaiğe yansıyor. Bu yeni odaklanış, mahallede kısa sürede dikkati çekti; artık geçip gidenlerin durup fotoğraf çektiği bir noktaya dönüştü.
Toplumsal tepkiler çeşitli boyutlar taşıyor. Sosyal medya olumlu mesajlar yayıyor olsa da bazı eleştiriler de mevcut; mozaik yüzeyin kamu malına zarar verebileceği endişesi dile getiriliyor. Çalışmanın teknik olarak sabitlenmesi ve düzenli olarak kontrol edilmesi bu endişeyi gideren unsurlar arasında. Ancak Mahmutoğlu’nun asıl hedefi, yalnızca bir yüzeyi süslemekten öteye geçiyor. Urla Belediyesi’ne ilettiği ama bütçe nedeniyle şu an hayata geçirilemeyen bir vizyon, kentin tamamını mozaiklerle dönüştürme yönünde. Bu fikir, Urla Sanat Sokağı’nı adeta bir açık hava galerisine dönüştürmeyi amaçlıyor.
Elektrik sayacı kapakları, mazgallar, saksılar ve apartman kenarları gibi gündelik yüzeyler, Urla’nın kendi hikâyesiyle bütünleşerek ortak bir tema altında ele alınacak. Tek tek eserler yerine, sokağın kendisini bir sanat eseri haline getirmek isteği, sanatın nerede bulunabileceğini yeniden sorguluyor. Bu yaklaşım, yalnızca galerilerde değil, insanların her gün yürüdüğü sokaklarda da sanatı görünür kılıyor. Bir yolda karşılaşılan farkındalık, bir çocuğun ilgisini çekebilir, bir turistin fotoğrafını tetikleyebilir veya birinin gününü anlık olarak değiştirebilir. Urla’daki mozaikli rögar kapağı, yalnızca renkli bir yüzey olmanın ötesinde, gündelik hayat ile kamusal sanatın iç içe geçebileceğini gösteren küçük bir deneyim olarak öne çıkıyor.”