Trabzon’da 3.8 büyüklüğündeki deprem ve bölgesel mikrobölgeleme önerileri: riskleri anlamak, koruma stratejilerini hızla güncellemek için kısa ve net rehber.

AFAD verilerine göre dün saat 23.15’te Karadeniz açıklarında meydana gelen 3.8 büyüklüğünde deprem, 28 kilometre derinlikte gerçekleşti ve çevre illerde de hissedildi. Olay sonrasında ilk belirlemelere göre olumsuz bir durum bildirilmedi. KTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilgün Sayıl, depremle ilgili değerlendirme ve uyarılarını paylaştı.
Karadeniz ve çevresinin, bölge olarak düşük depremselliğe sahip olarak tanımlanıyor. Bölge sığ odaklı ve kabuksal yapıya sahip olup sıkışma tektoniğine bağlı olarak kuzeydoğu kıyılarında bindirme depremleri görülebilir. Karadeniz Bölgesi, çok katmanlı tektonik yapıların birleşimini barındırıyor. Özellikle Kafkaslar’ın sıkışma bölgesi rolünü üstlendiğini belirten Sayıl, Karadeniz’in kıyı kesimlerini etkileyen Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) ile sahile paralel bulunan Karadeniz Fayı kıyaslandığında, KAFZ’ın daha aktif olduğu ve Karadeniz Fayı’nın ise nispeten daha yavaş hareket ettiği vurgusunu yaptı. En yakın mesafenin yaklaşık 100-150 kilometre olduğu KAFZ üzerinde 7.0’nin üzerinde deprem üretme potansiyeli bulunuyor. Bu büyüklükteki deprem durumunda Trabzon ve çevresi, özellikle sahil kesimi gibi zayıf zeminlere sahip bölgelerde depremi daha yoğun hissedebilir.
MİKROBÖLGELEME ÇALIŞMALARI ÖNERİSİ bağlamında deniz dolgu alanlarına dikkat çeken Sayıl, Karadeniz’deki aletsel döneme ait deprem aktivitesinin geçmişteki örneklerle bölgenin pasif olmadığını gösterdiğini ifade etti. 1968 Bartın Depremi (6.5) ile 2012 Gürcistan açıklarındaki 5.8 büyüklüğündeki depremlerin bölgeyi deprem üretmeye iten dinamiklere sahip olduğuna işaret etti. Türkiye’nin Yeni Deprem Tehlike Haritası için kullanılan jeofizik parametrelerinden yer çekimi ivmesi hesaplamalarının Trabzon’da beklenen en büyük yer ivmesinin ortalama 0.2g civarında olduğunu gösterdiğini kaydeden Sayıl, yer ivmesinin gevşek zeminlerde ve dolgu alanlarda artış gösterebileceğini ve bunun deprem etkisini güçlendirebileceğini belirtti.
İlimizde son yıllarda deniz dolgu alanlarında ve alüvyonal arazilere yapılan yapılaşmanın artması, potansiyel riskleri daha da büyütüyor. Bu nedenle özellikle sahil kesimdeki dolgu ve alüvyon bölgelerinde deprem büyütmesinin etkileri dikkate alınarak mevcut yapı stokunun güvenli hale getirilmesi önemli bir gerekliliktir. Yerel yönetimlerin mikrobölgeleme çalışmalarını hızlandırması, riskli alanların ve yapıların belirlenmesini ve buna bağlı olarak kentsel dönüşüm ile güçlendirme uygulamalarını hayata geçirerek deprem anında can kayıplarının ve zararların azaltılmasına odaklanması gerekiyor.