Tanpınar’a Huzur Yok: Murat Menteş’in benzersiz bakışıyla edebiyat ve psikolojinin iç içe geçtiği derin bir yolculuk.

Okurla buluşan Murat Menteş imzalı Tanpınar’a Huzur Yok, dönemin sessizliğiyle yüzleşen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın perde arkasını aralıyor. Sükût suikastına uğrayan yazarın izinden giden Bahtiyar Kont, zengin ve gizemli bir koleksiyoner olarak Tanpınar’a olan hayranlığını dile getiriyor. En büyük hayali, söz konusu yazarla tanışmak ve eserlerini kelimelerle ezbere dönüştürdüğü bu süreçte dostluğa dönüşen bağları keşfetmektir. Tanpınar ve Kont arasındaki sohbetler, haftalık Arnavutköy yalısındaki buluşmalarda derinleşir; bu buluşmalar sonrasında Tanpınar, Kont’un cesediyle karşılaştığı o randevuya kadar sürüp gider.
Bir dedektif gibi iz sürmeye koyulan Tanpınar, hem kendi sicilini temizlemeye çalışır hem de dostunun katilini bulma göreviyle yüzleşir. Murat Menteş, okuyucuyu büyük yazarın edebi ve psikolojik evreninde dolaştırırken, Tanpınar’a karşı dönüştürülen bakış açısını çarpıcı bir anlatımla sunuyor. Tanpınar’a yöneltilen olumsuz tanımlar ile başa çıkma amacıyla yazılan roman, günümüzde yazarın kanonik konumunu güçlendiriyor; fakat hâlâ bazı lakırdılarla anılıyor. Okurlar ve uzmanlar, bu portreyi “olası sorunlar içermediğini” dile getirirken, eleştirel bir merakla karakterin farklı yönlerini de gözler önüne seriyorlar.
Romanın başlangıcında ders verdiği fakülte yıllarını ve ilerleyen sayfalarda değişen yüzünü eleştirel bir bakışla ele alıyorum. Karakterin değişimi, olaylar karşısında reaksiyonlarını biçimlendirmekte ve bu durum, hikâyenin gerilimini artırıyor. Büyükada’daki Troçki görüşmesinin eksikliği, ezan seslerinin etkisi ve yetim bir çocuğa oyuncak tren hediyesi gibi küçük ayrıntılar, romandaki gerilimin bir parçası haline geliyor. Casus saldırıları karşısında gösterdiği direnç, hikâyenin bir parçası olarak kendini gösteriyor.
Gerçek Tanpınar’ın yazdığım bir tasvir olduğuna inanıyor musunuz? Profesör, emekli milletvekili niteliğine sahip bir figür olarak “parasız” olamıyor; fakat yaşam tarzı ve zarafetiyle göz kamaştırıyor. Gümüşay Apartmanı’ndaki yaşamın, 85 yıl öncesine dair eski bir şaka gibi duran lakırdılarla bile uyumlu olması, gözlerimizi onun etrafında topluyor. Tanpınar’ın nazik ve gururlu yönleri, edebiyat, mimari ve müzikle olan bağıyla güçleniyor. Onun en belirgin özelliği ne olmalı? Serinkanlılık; duygulara kapılmayan, dengeli ve geniş bir bakış açısına sahip bir İstanbul beyefendisi. Klasik sanata olan bağlılığı, geleneği güncel her anın içinde destekliyor ve toplumsal dönüşümlere karşı tarafsız bir duruş sunuyor.
Romanın bir noktada Tanpınar’ın ruhuna dokunan “Tanpınar’ın rolüyle” ilgili düşünceler de sürüyor. Romanı Tanpınar okusaydı ne düşünürdü? yazanın amacı, Üstat’ın ruhuna zarar vermemek; okurlar da bu saygılı yaklaşımı hissediyor. Böyle bir portre, onun hayranları arasında saygıyla karşılanıyor ve bu saygı, eserin yeniden okunabilirliğini artırıyor.
Bir milletin yükselişinin romanlarla mümkün olduğuna dair fikri, romanın hayatı ve ruhu arasındaki bağı kuruyor. Hayatın günlük akışı, duygu durumu ve niyetler gibi unsurlar, roman sayesinde bir toplumu canlı biçimde gösteriyor. Dikkat edin: edebi üretim, modernleşmenin köşe taşlarından biri olarak karşımıza çıkıyor; hatta günümüzde bile bir toplumun medeniyet serüveni, romanlar üzerinden okunuyor.
Bir TV programında Tanpınar’ın Kıvanç Tatlıtuğ tarafından canlandırılması fikri de ayrı bir bölüm oluşturan bu tartışmayı sergiliyor. Tatlıtuğ’un yüz hattı ve saçı, Tanpınar’a benzerliğiyle dikkat çekiyor. Böyle bir rolün canlandırılması, okuyucuları heyecanlandırır ve yüzleşmeyi mümkün kılar. Üstelik Kıvanç Bey’in daha önceki performansları da bu karşılaştırmayı güçlendiriyor.